Cem Akkılıç

Biz cumhuriyeti sokakta bulmadık ki; "buyurun gelin yıkın diyelim!.. " Cem Akkılıç Ne mutlu Türk'üm diyene!

Hodri meydan


WowTurkey.com sitesinin ve Burç Acar'ın gönüllü fedaisi 'Arap Yaşar' lakaplı Yaşar Gül, siteyi mahkemeye vereceğimizi duymuş ve bunun üzerine bana bir e-posta göndermiş.

Bakın ne yazmış;
‘’Adaletin kılıcı keskindir. Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Yargı mensuplarına güveniyoruz. Hodri meydan Cem...
wowturkey in ne derece kaliteli olduğunu herkes biliyor ve fikirlerini paylaşmada özgürdür. Bana da davetiye yolla emi Cem hahaa.’’

Mesajın neresinden tutsanız sapır sapır dökülüyor aslında. ''Yargı mensuplarına güveniyoruz'' diyen bu arkadaşa, başta wowturkey sitesinin Amerikan vatandaşı sahibi olmak üzere, belirli ve seçilmiş kişilerin, Türk yargısına nasıl hakaret ettiklerini artık sağır sultan bile öğrendi.

Bir de üyelerin fikir paylaşımı konusunda ne kadar özgür olduğundan dem vurmuş bizim Yaşarcık.

Onlar gibi Mazhar Osman yeteneğine sahip olamadığım için bu mesajı psikolojik açıdan değerlendiremedim. Fakat mesajın sonunda ağzındaki otuz iki dişine keman çaldırıp, kahkaha atması biraz paniklemeden kaynaklanmış belli ki. Tipik bir; hem suçlu, hem güçlü yaklaşımı.

Şimdi gelelim asıl meselemize;

Eğer bu kişinin bana gönderdiği yazıdaki gibiyse her şey, en kısa zamanda wowturkey nokta com sitesine üye olacağım ve açacağım başlıkta aynen şunları yazacağım;

‘’Atatürk Atatürkçü değildi’’ derken neleri ima ettiniz.

Orduevlerinin gereksiz olduğu yargısına site sahibi nasıl kapılabiliyor.

Kendisi askerî strateji uzmanımı ki, generallerin ‘’beceriksiz’’ olduğunu söylüyor.

İnsanların gözlerini boyamak için açılan, örneğin ‘’Atatürk’ün hayatı’’, ‘’Cumhuriyet bayramı’’ gibi başlıklarda, neden bazı gözleri dönmüş iktidar sempatizanlarının mesajları yok.

Yaşı çoktan kemale erdiği halde askerlik yapmayan Burç Acar, nasıl oluyor da Türk ordusu hakkında ahkam kesip, bir yandan ''Türk jetleri hangarda çürüyor'' derken, öbür tarafta ''bu uçaklar neden bu kadar fazla uçuyorlar, hiç ekonomik değil'' diye yazabiliyor.


Ergenekon davasında hukuk muhteşemken, Akp’nin kapatılması davasında neden savcılarımız akıl hastası ilan edilip, hukukumuz mukuk sayılıyor?..

Deniz feneri çetesi konusunda açılan başlık apar topar kilitlenirken, fikirlerini belirtmek isteyen üyeler, özel mesajla tehdit edilip neden siteden uzaklaştırılıyor?..


Bunun gibi yüzlercesini merak eden çok kişi var artık.

Ancak ben daha özel bir şeyi sormak istiyorum;

A.B.D nin şeytan olduğunu söyleyen sitenin hasır şapkalı kovboyu Burç, neden acaba o ülkenin vatandaşlığına geçti?

Fikir paylaşımı konusunda herkesin özgür bırakıldığı balonunu zırvalayan bu zatı muhtereme, savunmasını yaptığı Yobazlar sitesinde, bu sorularımın ne kadar duracağını, ya da ne kadarının cevaplanacağını sormak lazım.

Evet, ne dersin Yaşarcık, haksız mıyım sence? İstersen sen kıdemli bir wowcu olarak bunları yaz orada. Bende sana inanayım.

Ayrıca sözünü ettiğin davetiyeyi ben göndermiyorum, sizin o çok güvenip ama işinize gelmeyince ruh hastası teşhisi koyduğunuz Türk savcıları gönderiyor. Gergin bir ruh haliyle sessizce sırıtmadan önce, bunu bilmende fayda var diye düşünüyorum.

Cem Akkılıç
31 Ekim 2008

Göreceksiniz...

Nasılda hızla akıp gidiyor yıllar... Her 29 Ekim tarihinde annemin özenle hazırladığı o kırmızı beyaz, yakası papyonlu Cumhuriyet bayramı kıyafetlerimi giyip, Beşiktaş’taki Süheyla Artam ilkokulunun bahçesinde toplandığımız çocukluk günlerim gelir aklıma... 

Bir gün öncesinde heyecandan uyuyamadığımız için sabah uykusuzca kalkıp okuluma koştuğum günler, bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçip gidiyor şimdi... Marşlar okuyarak, ellerimizde minicik Türk bayraklarıyla seslerimiz kısılana kadar inletirdik yeri göğü...

Bizlere; bir milletin esaretten kurtulup, özgürlüğüne ve bağımsızlığına kavuşması olarak öğretmişlerdi Cumhuriyeti...

Çağdaş ve uygar bir ulus olarak kalmak için Cumhuriyetimize sahip çıkmalıydık... Hürriyetimiz, namusumuz ve bağımsızlığımız için tek koşul ona sıkı sıkıya sarılmak ve bağlı kalmaktı...

*

Şimdi ise her şey değişiverdi birden!..

Cumhuriyeti sevmeyen bir iktidar partisi bütün kadrolarıyla egemen oldu...
Devrim yasaları, ulus kavramı, kayıtsız şartsız egemenlik, bir çırpıda sinsice yerleşen ihanet tohumlarının hedefi haline geldi...

Türk toplumu
ilk kez bu kadar yakından hissetti ihanetin soğuk yüzünü... Bu vatanın ekmeğini tüketmiş, havasını solumuş hain yobaz sürüleri çevreleyiverdi etrafımızı...

En kötüsü ise;
yanımızda dediklerimizin korkak-pısırık ve ikiyüzlü çıkmasıydı...

Ülkemiz her zaman olduğundan daha çok korunmaya muhtaç durumda kaldı... Çocuklarımıza gösterilen yol, bizlere gösterilenden çok farklı
olarak ümmetçiliğin yolu oldu...

*

Bugün Cumhuriyet bayramı!..

Aslında hürriyetimizin, namusumuzun ve bağımsızlığımızın kutlaması...

Her şeye rağmen; Cumhuriyet'e karşı gelenlere inat, bugün milyonlarca anne evlatlarına o kırmızı beyaz, yakası papyonlu kıyafetlerini giydirecek... Yer ve gök yine inleyecek!..

 
Göreceksiniz…

Cem Akkılıç
29 Ekim 2008

Cem Akkılıç 


Takunya libidocusu


Cahilin kafasına vura vura anlatsan da bir türlü basmıyor kafası.
Adam, benim yılllar önceki fotoğrafıma kafasını takmış hâlâ onunla uğraşıyor. ''Yazılarınız çok güzel'' diye başlık atarak; ''lan bu ülkede Kemalistlik senin gibi esrarkeşlere mi kaldı? Amerikan özentisi, Manhattan önünde ne afilli pozlar vermişsin öyle!'' diye devam etmiş iftira ve çirkefliğine... Halbuki hayatım boyunca hiç gitmedim oraya...

Kutsal hazine avcıları


Yüzyılın sözde iyilik hareketi olan Deniz feneri çetesi için Alman yargısı tarafından açılan dava jet hızıyla sonuçlandı ve gereken cezalar verildi.

Ben şimdi, kim ne kadar ceza aldı, buzdağının altı maltı, zirvesi gibi konulara hiç girmeyeceğim. Daha doğrusu artık bu fenerciler konusunda yazı yazmak istemiyorum. Benim altını çizmek istediğim asıl konu bundan sonra neler olacağıdır.

Bizim insanlarımız olayları, hezeyanları, başına örülen çorapları çok çabuk unutur. Balık hafızalı bir toplum olmamızdan dolayı bütün kötülükler hemen hafızalardan uçar gider.

Bakın göreceksiniz yakın gelecekte kılık değiştirmiş inanç sömürücüleri yine din-iman adına orada burada, cami avlularında Müslüman toplumun paralarını lüp lüp edecekler. Her şey kısa zamanda unutulmuş olacağı için, sömürülmeye elverişli olan milyonlarca vatandaş yine bunlara birikimlerini verecekler.

Allah ve yoksullar adına garibanın parasını tokatlayan bu yobaz sürüleri, başka isimlerle karşımıza çıkacaklar. Mesela önümüzdeki dönemlerde göl ampulü, okyanus florasanı gibi isimleri duyarsak hiç şaşırmayacağız. Bu ahlaksızlar vakumladıkları paranın çok büyük bölümünün üzerine yatarlarken, küçük bir kısmı ile yoksul vatandaşlara bir kase çorba dağıtacaklar. Bütün bunları bolca ajite ederek saatlerce kendi televizyon kanallarında izlettirecekler. Dini sömürü faktörü ve tarikatların baskıları sonucu insanlar ellerinde avuçlarında ne varsa bu hırsızlara kaptıracaklar.

Ne üzücüdür ki, bir kilo nohuda-bulgura çocuklarının geleceğini satanlar, her zaman bu kutsal hazine avcılarının hedefi olmaya devam edecekler.

Bekleyin göreceksiniz.


En büyük asker bizim asker

Wowturkey nokta com sitesinin sahibi Burç Acar’a bir çağrı yapmıştım. ''Türk insanını askerlikten soğutmaya çalışma ve Türkiye’ye geri dön vatan borcunu yerine getir'' demiştim.

İki gündür bizim vatansever kovboydan ''tık'' dahi çıkmadı. Acaba sitenin fanatikleri ve yalakaları ''yahu bizim diktatör Burç yıllardır hiç canlı wow buluşmalarına katılmıyor, bu adam nerede'' diye kendi aralarında konuşmuyorlar mı çok merak ediyorum. Yoksa bu konuyu gündeme getirdiklerinde, o çok sevdikleri sitelerinden kovulacakları korkusunu mu yaşıyorlar.

Mister Burç efendiye bir hafta süre veriyorum. Bu zaman içerisinde şubesine teslim olup askerlik görevini yerine getirmeye karar verirse, kendisine vermiş olduğum sözler namına, sitesi hakkında tek bir yazı yazmayacağım. Ayrıca onu askere giderken uğurlamaya gelenler arasında olup, avuçlarım patlayana kadar alkışlayacağım.

Yok, eğer bu zaman zarfında ''hadi oradan ne askerliği, ne vatan borcu'' gibi laflar ederse ve çağrıma kulak asmayıp istifini bozmazsa, yaşının kemale erdiği halde kafasının hala İslami tarikatlarda kaldığına ve Teksas'daki çiftlikte yaşamaya kararlı olduğuna inanmaya devam edeceğim.

Cem Akkılıç
21 Eylül 2008




Onurlu komutanıma


Dün hastaneye ziyaretinize geldim. Akşama doğru yoğun bakıma alınmıştınız, sizi göremedim. Başhekim ve eşinizle görüşme fırsatı bulabildim. Sağlığınızla ilgili bilgi aldım.

Sayın Genel Başkanımız ve Değerli Komutanımız, sizlere büyük geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum.

Ne sizin ne Sayın Hurşit Tolon paşamızın cezaevinde tutulmanızı içime sindiremiyorum, her türlü kirliliğin, hainliğin, işbirlikçiliğin, namussuzluğun, soygunun, talanın, din sömürüsünün odağı haline gelmiş olanlar kısacası Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu pırıl pırıl Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanları her alanda söz sahibiyken cezaevlerinde veya hastanelerde olmanızı içime sindiremiyorum. Ulusalcılığın ve Atatürkçülüğün suç sayılmasını içime sindiremiyorum.

Sayın Genel Başkanım;
Size, ailenize ve sizinle aynı düşünceleri paylaşan Büyük Türk ulusuna tekrar geçmiş olsun dileklerimi sunar acil şifalar dilerim.

Saygılarımla
ADD İZMİT ŞB.
BAŞKAN YARDIMCISI
Hasan Kotan 18 09 2008.

Dün bu mektubu bana sayın Kotan yollamıştı. Emekli Orgeneral ve Atatürkçü düşünce derneği başkanı sayın Şener Eruygur’un cezaevinde tansiyona dayalı geçirdiği kaza sonrasında hastaneye kaldırılmasının ardından paşamızı ziyarete giden Hasan Kotan beyin bu anlamlı mektubunu, Türkiye’nin geldiği noktayı net bir biçimde göstermesi bakımından burada yayınlama gereği hissettim. Kendisine bir defa daha teşekkürlerimi arz ediyorum.

Asma kilitci Burç
Geçen hafta Deniz feneri çetesi ile ilgili yazdığım yazılardan sonra e-posta yağmuruna tutuldum. Çoğunluğu her zaman olduğu gibi küfür, hakaret ve tehditlerden oluşuyordu. Bunların hiçbirinde gerçek isim yazılmamıştı. Ancak olumlu görüşlerin içerisinde sevgili Selçuk Aral'ın gönderdiği yorum oldukça enteresandı. Selçuk abi yolladığı yazıda; ''Deniz Feneriyle ilgili yazını okudum. Daha sonra bakalım wowturkey sitesi bu konuya neler diyecek diye gidip baktım. Ört-bas etme çabalarındalar. Site sahibi Burç Acar, başlığı, başına gelecekleri bildiğinden çoktan kilitlemiş, kimse laf edemiyor.'' diyordu.

Hazmedemiyorlar

Bu Amerikan kovboyu site sahibi ve birkaç denetçisi, her zaman olduğu gibi hiçbir karşı sesi hazmedemiyorlar. Gerçekleri yazan üyelerin mesajlarının altında ezileceklerini bildikleri için anında siliyorlar yazıları. Ellerinde asma kilitlerle dolaşan denetçi bozuntuları, iktidarda bulunan AKP hükümetinin en ufak bir eleştiriye uğramasını istemedikleri için anında kilit vuruyorlar başlıklara. 

Bunlar o derece yalaka ve yüzsüzler ki, ''bakın biz her konuda başlık açabiliyoruz'' demek için açtıkları bir başlığı, Selçuk ağbinin dediği gibi başlarına gelecekleri bildiklerinden kilitlemek zorunda kalıyorlar.


Bu arada sitenin sahibine bir çağrı yapmak istiyorum;

Burç Acar, ara sıra online olduğun sitende Türk ordusunu ve askerliği karalamayı bırak ve geri dön Türkiye’ye. Halkımızın kutsal saydığı bu vatani görevi soğutmaya çalışmanı çok komik buluyorum. Askerlik görevini yerine getirmeye karar ver, söz veriyorum bir daha wowturkey nokta com hakkında tek bir yazı yazmayacağım. Hatta otobüs biletini alıp, seni kışlaya uğurlayanların arasında alkış tutup, cebine de bolca harçlık koyacağım.

Cem Akkılıç
19 Eylül 2008


Mehmetçik vakfı



Onlar bu milletin yılmaz savunucuları. Onlar namusumuzun bekçileri. Bu topraklar için canlarını veriyorlar...

Öbür tarafta din-iman, yardım adı altında bu ülkenin insanları soyuldu. 41 Milyon Euro çarpıldılar. (2008 Şubat ayı itibariyle)
Mustafa Kemal Atatürk'ün ülkesinde ne yazık ki bu soygun hâlâ devam etmekte.

Artık bu arsızlığa DUR demeliyiz!

Günaha ortak olup, çocuklarımızın geleceğini İslamcı yeşil çetelere kaptırmayalım.

Cemology Onuncu köy

SIRA BİZDE

Mert Onbaşılar, Mustafa Çavuşlar, Mehmet Üstteğmenler ülkemizi düşmanlardan korumaya çalışırlarken Şehit düşüyorlar, Gazi oluyorlar. Hepsi geride gözü yaşlı analar, babalar, eşler, çocuklar ve akrabalar bırakıyorlar.

Bu Millet Onlar için ağlarken, DENİZ FENERİ çetesi DİN-iMAN adına para toplayarak, utanmadan yüzsüzce hortumculuk yapmaya devam ediyor. Yetimlerin hakkını çalıyor.

Alman savcıları bu büyük sahtekarlığa el koyarken, şimdi sıra biz Türk milletine gelmiştir. Utanmaz soygunculara ''DUR'' deme sırası bizlerindir.

Cem Akkılıç
14 Eylül 2008
 * * *

İşte karşınızda ‘’Sayın Öcalan’’ ve ‘’KELLE’’ videoları.

Tayyip Erdoğan’ın kendisi; ben o konuşmayı yapmadım demez iken, yani kaydı kabul ettiği halde hâlâ ses onun sesi değil diyenler çok komik oluyorlar... 

Tayyip Erdoğan 14.01.2000'deki RADYO PROGRAMI ile ilgili sadece "MÜFLİS TÜCCAR ESKİ DEFTERLERİ KARIŞTIRIR" demiştir. BU NE DEMEK? Eski DEFTERDE VAR demek olmuyor mu? Kısacası bu konuşmaları kabul ediyor.


Videoları izlerken hoparlörün sesini iyice açın ki, komşularda uyansın. Çünkü bu görüntüleri TV’lerde izleyemezsiniz. Bütün kanalları A.B.D desteğiyle ve çeşitli yöntemlerle devşirdiler, emir kulu yaptılar.
*




*
MEHMETÇİK VAKFI

 *
Amerikan askerleri boş zamanlarında eğlence olsun diyerek camileri bombalıyor, Tayyip o askerlere DUA ediyor, başarılar diliyor!.. Tayyip'in ağzından çıkan bu laflarda MONTAJ değil ya? Gerçek belgelere bile MONTAJ diyen dincilere duyurulur.
**
A.B.D askerleri milyonlarca Müslüman Iraklı kadına dünyanın gözleri önünde tecavüz etti. Çoğunu hamile bıraktı. Peki, bizim asıp kesen dinciler nerelerdeydi?.. Soruyorum nerelerdeydiler?..

Bunlar kimin uşakları?


Durka Durka cihad mı hortladı?


Biz durmadan yazıp çiziyoruzya, e-posta yollayıp sormuş benim takunya libidocusu gericim, cihad mı hortladı diye...

Bugün memlekette gelinen noktada

Elimizde ne kaldı acaba geriye?

Dilim dilim satılan memleketten.

Haydi onu da geçtik, Anayasa mahkemesi kararıyla laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği tespit edilen partinin başındaki reisin, hakkında toplam 61 iddia var.

Ya, ''affet beni Gül'üm'' diyen Kadayıfçı hazretleri? Hani şu buharlaşan trilyonlar vardı ya.

Neyse, geçelim istersen bunları da.

Hortumculuk, eşe dosta peşkeş, zamlar, günden güne artan şehit sayıları…

Tamam sustuk.

Ya peki;

Almanya’da müminlerden toplanan paralar lüp lüp edilmiş, sonra neymiş…

Geçiniz efendim…

Geçtik geçmesine ama birden Deniz Feneri aklıma geliverince;

Yıllarca denizcilik yaptım da; rahmetli babacığım bir gemicik alamamıştı bana.

Şimdi anlıyor musun geri kafa!

Durka durka cihad mı hortladı diye halen soruyorsunya.

Vah zavallı seni…


Cem Akkılıç
11 Eylül 2008



    cemakkilic.net

İda dağının iyiliksever perisi bunlara ne diyecek


SAYIN CEM AKKILIÇ, Bunca zamandır sizin çırpındığınızı gördüm...Bu çırpınışlar edebiyat adına olsaydı çok daha iyi neticelerde buluşurduk...Davranışlarınız ETİK olmadığı gibi çok da çocukça buldum. Neden mi? Az sonra okuyacaksınız...Çünkü hırs sizin gözlerinizi KÖR etmiş gerçekten.Kendi İz edebiyat sitenizde benim TÜRK ULUSUNA ve size yazdığım mektup, aynen, hiç bozulmamış ve düzeltilmemiş haliyle durmakta, bir KOCA ÇINAR gibi..Çınarlar güçlüdür,"ayakta ölürler"...Meşe serttir ama az bir darbede esnemez KIRILIRLAR...Siz meşe oldunuz ve en küçük esen bir yelde kırıldınız. Bense bir ÇINARIM ve hala ayaktayım. Ama neden? Çünkü doğrularım elimde. Bu doğruları da yazmaktayım. Paylaşmaktayım. Yunus Emre der ki; “ Cümleler doğrudur sen doğru isen…Doğruluk bulunmaz sen eğri isen…” Sayın Cem Akkılıç, Bakın adınızı sıkça yineliyorum…Çünkü siz bunu istediniz…Niçin? Elinizde doğrular yok da ondan…İnsanlar var insanlarla uğraşırlar, insanlar var; olaylarla uğraşırlar…Ama bir tür insan vardır ki; fikir ve düşüncelerle uğraşır…Kısacası üstün insan düşünce ve fikirlerle uğraşırken, basit insanlar ise, olaylar ve insanlar ile didişirler… Ben sizin bu edebiyat adına hiç de ETİK olmayan yazınızı, "mahalle kavgalarına" benzettiğim için sesimi çıkartmadım... Ve Atatürk'ün yeğeni olan Sn.Halil Salihoğlu'ndan onay almadan yazmayı da uygun bulmadım. Neden mi? Beni MANEVİ KIZI olarak gönül bahçesinde konuk eden bu değerli insan, sevgili ATATÜRKÜMÜN KANINI, GENLERİNİ taşıyan bu güzel insan, şu an EDREMİT KÖRFEZİNİN en güzel otellerinde ONUR konuğumuzdur... Sayın Cem Akkılıç, Bu provokasyon tavrınız, bu agresif halinize biraz sevgi ve hoşgörü katık edip, öyle okurun karşısına çıksaydınız ne çok sevinir ve ne çok BİZ olurduk... Zaten BİZ olamadığımız içindir bugünkü MİİLİ RUHUMUZUN fire vermesi ve değerlerimizin kaybı... Sizden bundan sonra ki, yazılarınızdan daha olumlu bir tavır bekliyor ve ikili diyaloglarda "Onu ziyarete giderken yanınızda, götüreceğiniz, sigara ve kontür..." gibi dostça sözlerimi böyle TÜRK ULUSUNA çirkin ve hoş olmayan bir görüntü vermeniz, sizi dibe vurur. Yaşlılarımıza sahip çıkmalı ve onların şu konuk olduğu FANİ dünyamızda ne kadar "mutlu ve huzurlu" yaşatırsak, bizler de bir o kadar yüceliriz... Ve son olarak; "…Sn. Halil Salihoğlu 69 yaşında bir insandır. Şimdiye kadar yaşamda öğretmenliğin dışında birden fazla meslekte çalıştığına dair resmi belgeler elinde mevcuttur... Lütfen daha fazla TÜRK İNSANININ merakını çeleceğim diye yazılarınızı, tam araştırmadan yazmayınız. Sizden daha başarılı yazılar bekliyoruz... “…İnsanlık dağda haktır, her kula olmaz nasip!..” Söyleyen ne doğru söylemiş… Saygılarımla... EminePişiren/Edremit-Akçay/06.08.2008
(Sözünü ettiği yazım ''Emine Pişiren'e açık mektup'' başlıklı,28 Temmuz günü yayınladığım yazıdır. En altta o yazımın linki bulunmaktadır.)

*
Yukarıda okumuş olduğunuz destansı yazı, İz edebiyat sitesinde bulunan bir yazıma ve her ziyaretçiye açık olan yorumlar kısmına Emine Pişiren tarafından monte edilmişti. (Yazıdaki imla hatalarına ve düşük cümlelere dokunmadım.)

Dün Halil amcanın bana telefonla ulaşıp zaten bildiğimiz gerçekleri anlatmasıyla, Emine Pişiren’in yaşlı bir insanın zor durumundan faydalanarak şovenizm yapıp,
''popülerliğe kavuşmak'' çabasında olduğu tam anlamıyla ortaya çıkmış oldu.

Emine hanımın eziklik ve panik içerisinde yazdığı nefret dolu mektubuna cevap vermek istemiyordum aslında. Ancak; dilinden Atatürk'ü düşürmeyip orada burada, internet sitelerinde ‘’Allah rızası için ve Muhammed aşkına bana destek olun’’deyip, gönderdiği yazıdan sonra cevap verme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.

Kendisini koca bir çınar olarak tanımlayan ve gerçekleri ortaya çıkarttığım için üzeri kapalı hakaretler edip, telefonda bir dostumla Halil amca hakkında konuşurken kekeleyip, bana dönerek ''sahte Atatürkçü'' diyen Emine hanım saygıdan söz ederken, kendi yaptıklarının ya da yapmadıklarının gün yüzüne çıkacağını beklemiyordu sanırım.


Onun, yazılarını okuyan insanların gözün de ‘’İda dağının iyilik sever perisi’’olmayı ve bu sahte periliğe bürünerek reyting sağlamaya çalışmasının, köşeye sıkışınca sarıldığı ahlaki değerlerle ne derece bağdaştığının yorumlarını siz okuyucularıma bırakıyorum.


Başka bir kadın tarafından masrafları karşılanan, Edremit körfezinin en güzel otelinde(!) bir kaç gün kalan yaşlı büyüğümüzün, bu kısa tatilini bile reklam malzemesi yapmasının hiçbir şekilde insaniyetle açıklanacak tarafı yoktur. 

Duygu sömürüsünün bile bir sınırı vardır.

Bu kadın şunu çok iyi bilmeli ki, marka olabilmek için yaşlı bir insanın ismini kullanmaya çalışması ters tepmiş ve bu yanlış hamlesi iflas etmiştir. Ve kimin meşe olup kırıldığını, Onuncu köy'e toslayınca anlamıştır umarım.
Cem Akkılıç 10 Eylül 2008

Not: Sözünü ettiği ve koca çınara benzettiği, halen durmakta dediği yazıyı kaldırmış Emine Pişiren. Demek güçlü sanılan çınarlarda yıkılıyormuş.

Emine Pişiren’e açık mektup

Halil amcanın feryadı!

* * *
MANŞETLER


Saklambaç oyunu


Zalimlerin zulmü ile karşı karşıyayım ve Emine’yi bulamıyorum. Telefonları da cevap vermiyor, msn e de çıkmıyor. Bu gün bir mesaj çektim "çıkartıldım, hakkınızı helal edin" dedim ama şu ana kadar cevabi bir mesaj gelmedi. Benim için birileri devreye girdi. Belediye ile görüşmüş, olumsuz cevap almış, buranın müdürü ile görüşmüş, o da olumsuz cevap vermiş. Salı sabahı saat 9 da atv de Müge Anlı’nın proğramına çıktım. Devletimden, milletimden akrabalık konusunda yardım istiyorum dedim. Kayışdağı darülacezede kaldığımı, kendi isteğimle buraya geldiğimi ve çocuklarımın beni aramadığından bahsettim. O kadar. Bunu müdüre yetiştirmişler, çarşamba günü odamda bittiler, pazartesi ne olacak bilmiyorum. Halil Kemal TÜRKATA

Dün posta kutuma düşen bu satırlar Emine Pişiren hanımefendinin manevi babam dediği Halil beye ait. Daha sonra kendisini aradığımda bana, kırgın, yalnız ve terk edilmişlik duygularıyla sanki uzaklardaki kızına seslenir gibi, ''boş verdim hepsini evlat'' dedi.

Emine hanım, bir süredir adeta saklambaç oynar gibi gözlerden kayboldu. Atatürk’ün yeğeni olduğunu söylediği Halil bey için yazdığı ''O, Atatürk’üme çok benziyormuş'' başlıklı yazısını, Edebiyat defteri isimli siteden kaldırmış olması ise beni hiç şaşırtmadı. Ancak şimdi ortaya tuhaf bir durum çıkıyor ki; Emine Pişiren gerçekten Halil beye maddi-manevi destek verilmesi için kendisini bu yola adadıysa, neden manevi babam dediği kişinin çağrısına kulak vermiyor. Ramazan ayı gibi İslami açıdan kutsal bir dönemde sokağa atılacağını bildiği babasına niçin sırtını çeviriyor? Yoksa Halil beyi üç gün boyunca evinde misafir etmiş olmasını insani değerler bakımdan yeterli kabul edip, vicdanının esenliğe kavuştuğunu mu düşünüyor! Ve bu misafirperverliğini, İz Edebiyat sitesindeki bir yazıma ballandırarak yorum yazıp, kendi egosunun rahatladığını mı düşünüyor.

Bu iyilik sever (!) yazarımızın, telefonda kendisine Halil beyin Atatürk’ün kaçıncı kuşak akrabası olduğunu soran bir dostuma, dördüncü kuşaktan diye cevaplamasının ardından, bu ifadesinin yazılarındaki yeğen olma durumuyla çeliştiğini söylediğim için bana karşı cephe almasına bir ölçüde hak veriyorum diyelim.

Peki o zaman, yaşlılar yurdunda barınmaya çalışan bir insan üzerinden şovenizm yapmaya çalışması, hangi insani kriterlerle bağdaştırılır?

''Atatürk’e vefa borcumuzu ödemenin zamanı geldi'' diyerek, Halil bey adına yardım talep eden, ''İstanbul’da olan her Türk vatandaşının Kayışdağı Darulazeceye gidip Ulu Önderin öğretmen emeklisi olan yeğeninin elini öpmesi farz değil mi?'' diye yazısını noktalayan Emine hanıma, popülerliğinizin(!)artması için böyle bir yönteme başvurup, Atatürk’ün ismini kullanarak prim yapmaya çalışıyorsunuz demiş olmamı hiç mi haklı çıkartmıyor?

Ya da kendisinin, aramızda ki haklıyı, haksızı bir kenara itip, duyurmuş olduğu yardım çağrısına sahip çıkarak, Halil beyin yanında olması gerekmiyor mu?

Ben şimdi, hanımefendinin o muhteşem vicdanının sesinin neden kısıldığını merak eden okurları olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki, zor durumda olduğunu haykıran bir insanın çığlığını duymuyor oluşunun, bizleri ikna edici bir açıklaması olması gerektiğine inanıyorum.

Aksi durumda kendisi, manevi babası ve okuyucuları arasındaki bu saklambaç oyununu biraz fazla uzatmış sayılmayacak mı? Zira sobelenmek durumunda kalan kendisi oluyor bu durumda.

Cem Akkılıç
8 Eylül 2008

Önemli not: Yazımın ardından Halil bey aradı ve bir konuda düzeltme yapmam gerektiğini vurguladı. Kendisinin Edremit'e Emine hanım tarafından çağrıldığını ancak onun evinde kalmadığını, bütün masraflarının başka bir kadın tarafından ödendiği bir otelde beş gün konakladığını söyledi.


Emine Pişiren’e açık mektup


“E.P`den güzel bir yazı”


Deniz Feneri çetesi

Deniz Feneri rezaleti nedeniyle Almanya’da yer yerinden oynarken Tayyip Erdoğan neden sus pus oturuyor?

Vicdanı neden sızlamıyor?

Yoksa hálá "Verirken bana mı sordular?" diyor. Bu kadar rahat ve umursamaz nasıl davranabiliyor Başbakan…

Tufan Türenç dünkü köşesinde sözde yardım kuruluşu olan Deniz Feneri’nin rezaletlerini sıralarken, yazısını işte bu satırlarla bitirmişti.

İki gündür İstanbul caddelerinde turluyorum. Her tarafta bu uluslar arası dolandırıcılık şebekesinin pankartlarını görüyorum. ‘’Yardımını esirgeme’’ ya da ‘’Türkiye bize güveniyor’’ gibi sloganlar bütün büyük cadde ve meydanlarda okunuyor. İzmir ve Ankara için de durum farklı değilmiş. Anlaşılan bu büyük hırsızlık tezgahını kuranlar aynen Erdoğan gibi susmayı tercih ediyor.

Türkiye’de insanların üzerine ölü toprağı serildi sanki. Boşvermişlik, kayıtsızlık, duyarsızlık toplumun bütün katmanlarına işlemiş durumda. Alman savcıları, bu hırsız din istismarcılarının burnundan getirirken; bizde halen bir soruşturma dahi açılmıyor ve sanki ortada bir şey yokmuş gibi davranılıyor.

Dini duyguları sömürülen milyonlarca insanın birikimlerini hortumlayan, vatandaşı keriz yerine koyan Deniz Feneri çetesi, utanmadan hala para topluyor. Ve bunu Ramazan ayında din-iman adına yapıyor. Bu toplanan paraların çok küçük bölümü belli ki kendi televizyon kanallarında uzun uzun reklamını yaptıkları yoksul ailelere dağıttıkları bulgur ve nohutlara gidiyor. Geriye kalan milyonlarca dolarlık pasta ise tarikatlara ve kendi hesaplarına aktarılıyor.

Tam anlamıyla bu olay, başta Fethullah Gülen ve diğer İslami tarikatların nasıl milyarlarca dolara varan bir servete kavuştuklarına açıklayıcı bir örnek teşkil ediyor.
Soruşturmayı derinleştiren Alman savcılığı, sanıkların itiraflarıyla karşılaşıyor. RTÜK Başkanı Zahid Akman toplanan paraları bir kargocu gibi Türkiye’deki hesaplara taşıdığı için Almanya’ya girişi yasaklanıyor.

Aslında yaşanılan bu büyük rezalet, Fenercilerin hocaları Necmettin Erbakan hazretlerinden aldıkları dersi çok iyi uygulamaya koyduklarını gösteriyor.

Yıllardır özellikle yeşil sermayeler tarafından dolandırılan, paraları lüp lüp edilen vatandaşların, halen bu çetelere nasıl olup da güvenerek birikimlerini veriyor olmaları ise gerçekten şaşırtıcı geliyor bana.

Konya’da çöken kaçak kuran kız yurdunda ölen çocukların ailelerinin, tarikat baskılarıyla şikayetçi olmamalarının, aynen toplanan bu paralar konusunda etkili bir şeriat despotizmi olabileceğini düşünüyorum.

Bakalım önümüzdeki günlerde daha ne rezaletler ortaya saçılacak…

Cem Akkılıç
6 Eylül 2008


Bir tıklamayı çok gören yobaz ve Deniz feneri


Yaklaşık altı ay önce bir kampanya başlatmıştım. Çoğunluğu Afrika’da olan aç insanlara yardım kampanyasıydı bu. Birleşmiş Milletler örgütünün internet aracılığıyla düzenlediği ve günde sadece bir defa tıklamayla destek verilebilen bir organizasyonu duyurup, yaymaya çalıştığım için bir dinci yobaz tarafından İncil dağıtmakla suçlanmıştım. 

O, kendinden başka hiçbir canlıyı düşünmeyen tarikatçı, BM'nin bu çabasını ‘’gavurlar önce öldürdüler şimdi yardım ediyorlar’’diyerek, çağdışı kafasıyla yerden yere vurmaya kalkışmıştı. Bununla kalmayıp, sözde yardım kuruluşu olan Deniz Fenerine niçin destek olmadığımı da yazmıştı. Binlerce internet kullanıcısının ve site sahiplerinin yoğun ilgisiyle destek gören AÇLIK KAMPANYAM, bu aklı ve yüreği kıt zatımuhterem tarafından Misyonerlik merakı olarak suçlanmıştı. (Yazımın sonunda ilgili konunun linkini verdim, okuyabilirsiniz)

Dün Almanya’dan gelen haberleri hepimiz duyduk. Deniz Fenerinin ‘’nasıl bir yapıda olduğu’’ ortaya çıkmış oldu. Özellikle Müslümanların kutsal ayı Ramazanda insanları dolandıran, din ve fakirler adına yardım parası toplayıp o topladıkları milyon dolarlarla sefa peşinde koşan bizim dinci borazancıların üst düzey elemanları gözaltına alındılar. 


Kendi televizyonları kanal 7’de yoksul aileleri reklam malzemesi yapıp bir tencere çorba ve bulgurla kandırıp, saatlerce çekim yaparak halkın acıma duygularını sömüren ve karşılığında yardım bahanesiyle para toplayan Fenerciler, şimdi işledikleri suçların hesabını veriyorlar. Bakalım bu uluslararası dolandırıcılık şebekesinin altından daha neler dökülecek. '' Türkiye bize güveniyor '' sloganıyla Allah adına para toplayan örgütün kasasından acaba ne yolsuzluklar, hırsızlıklar çıkacak?



O yobaz, şimdi kalkıp diyecek ki '’yargı süreci tamamlanmadan kimseyi suçlama ey misyonerlik meraklısı Cem Akkılıç’’. Sanki kendisi Ergenekon davası sonuçlanmadan iki emekli orgeneralimizi terörist ilan etmemiş gibi ve gazeteci İlhan Selçuk’u terör örgütü reisi yapmamış gibi hiç utanmadan, sıkılmadan söyleyecek bütün bunları. Ve bu şarlatan, gerici kafasıyla her gün bir tıklama yapmak ve aç çocuklara yardım etmek yerine, ağzından salyalarını çember sakallarına akıtıp din bezirgancılığına devam edecek…

Davulumun ipi kaytan, sırtımda kalmadı mintan

Ramazan ayının gelişi ile birlikte mahalle davulcuları da tekrar gündeme geldi. Bir kaç yıldır işlevini kaybetmiş bu uygulamaların artık gereksiz olduğu tartışmaları yapılıyor. Hatta geçen yıl İstanbul Bakırköy’de yasaklanmıştı. Aynen katılıyorum bu yasaklamaya. 

Eline deynek alan belirli kişilerin o ahenksiz ve estetikten yoksun çıkarttıkları gümbürtünün birçok insanı uykusuz bıraktığını hatta çocukların korku içinde uyanmalarına neden olduklarını okuyorum her yerde. Çevreye yayılan çirkin sesler yüzünden kaldırımlara park etmiş araçların hırsız alarmlarının da tetiklenip coşması ayrıca bir felaket aslında.




Ezan nasıl gelenek, görenek denmeyip minareden değil de mikrofondan okunabiliyorsa, sahura da çalar saatle, cep telefonuyla kalkılabileceğine inanıyorum. Kaldı ki çıkartılan kötü seslerin geleneklerle, adetlerle ve yıllar öncesinin o ahenkli davul sesleri ve manileriyle hiçbir alakası kalmadığı ortada.

Genelkurmayın bomba gibi açıklaması
Dün çok önemli bir cezaevi ziyareti vardı. Ergenekon kapsamında tutuklanan emekli paşalarımızdan Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Kocaeli garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi tarafından ziyaret edildiler. Genelkurmayın resmi sitesinde; ''Türk Silahlı Kuvvetlerine uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret,TSK adına gerçekleştirilmiştir'' denildi.


Hemen aklıma bu ziyaretler neden daha önce, yani Yaşar Büyükanıt’ın görevi İlker Başbuğ’a devretmeden öncede yapılmadığı sorusu geliyor.
Kamuoyuna duyurulan bu açıklama metninin tamamını okumak için tıklayın.

Cem Akkılıç
4 Eylül 2008
* * *

Türklerin soyu kurur mu?


Onuncu köy’ü takip edenler bilirler. Bizim meşhur bir kovboyumuz vardır. Kendisi asla ata binmemiştir ama (belki attan düşme fobisi olabilir) Türkçemizde karşılığı sığır çobanına denk gelen bu Amerikan çocuklarının yeni nesil örneğine tıpatıp uymaktadır.

Muhtemelen wowturkey ile ilgili yazılarımı takip eden okuyucularım, şimdi bu kişinin ismini mırıldanmaya başladılar bile. Evet, Burç Acar’dan söz ediyorum.
Uzun zamandır ortalarda olmayan, wowturkey.com’ sitesinin astığım astık, kestiğim kestik diyen Amerikan vatandaşı sahibi mister Burç geri döndü sonunda. Ancak sadece bir tek mesaj ile.
Mesajının ayrıntılarına geçmeden önce bu adamın çok büyük bir endişesi olduğunu gözlemledik. Bunu sizlere aktarmadan önce Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türk halkına ‘en az üç çocuk yapın’ nutkunu hatırlatmak istiyorum.

Gelelim kovboyumuzun müthiş endişesine;

''İnsan başbakan olunca her konuda konuşması gerekiyor sanırım ''diyen ve ''bir başbakan'ın bu konuda görüş bildirmesi ve üç çocuk standardı getirmesinin anlamını çözmek zor. Bence iki çocuk yeterli... En ideali budur sanırım.'' diye devam eden bir site üyesine;

''Ne bakımdan ideal?
Sadece Türk milletinin soyunu kurutmak için ideal bir plan gibi göründü bana. Her kadın ortalama 2.2 çocuk doğurmazsa bir toplum azalır ve yok olur.
Nedeni de doğan çocukların bir kısmının kendisi çocuk doğuramadan genç yaşta ölmesidir.
Çocuk ölümlerinin çok olduğu ülkelerde ''iki nokta iki'' bile nüfusu korumaya yetmez.'' diyerek akıllara zarar bir cevap veriyor.

İki çocuğu ideal olarak gören bir kişiye verdiği dehşet cevap bu işte.

Aslında dünya üzerinde yüz milyondan fazla Türk varken, adamın derdi Türk ırkının yok olacağı falan değil tabi ki. Daha vahimi, Araplar gibi çoğalmaktansa çağdaş ülkeler gibi bilime, teknolojiye ve toplumsal sağlık konularına ciddi şekilde ağırlık verilip çocuk ölümlerinin durdurulabileceği gerçeği varken, bizim kovboy bebek ölümlerini normal karşılıyor. Yedi milyonluk İsrail'in iki yüz milyonluk Arap alemine koyduğu postaları bile göremiyor.

O, aymaz gerici kafasıyla hayal edip, özlemini duyduğu tek şey; eğitimsiz, donanımsız, bir parça kuru ekmeğe mahkum kalacağı şimdiden besbelli ''üç çocukların'', biraz büyüyüp kandırılmaya müsait yaşa geldiklerinde, beyinlerinin yıkanıp Atatürk’ün Cumhuriyetini yok etmeye çalışacak isyancılar yetiştirilmesinin peşinde.

İşte; Burç efendinin bütün çabası ve derdi bu.

Aklıma, geçenlerde Konya da çöken kaçak kız kuran kursu'nda ölen çocuklar ve ''onlar Allah için şehit oldu'' diyerek şikayetçi olmayan cahil aileleri geliyor. Ölen öldüğüyle kalıyor ve cehaletin geldiği noktayı gördükçe tüylerim ürperiyor.

Peki şimdi ne dersiniz,

Sizce Türklerin soyu kurur mu?

Ya da ajitasyon cambazı kovboyumuza ne demeli...

Dilinde din-iman... popo cebinde Amerikan hüviyeti.

Cem Akkılıç
19 Ağustos 2008

* * *

Not: Bu sitede yazı içlerinde reklam yoktur. Yazılar içinde geçen kırmızı kelimeler, konuyla ilgili site içi linkleri içerir.


Emine Pişiren’e açık mektup


Sevgili Emine hanım ’TÜRK ULUSUNA YAZDIĞIM AÇIK MEKTUP’ başlıklı yazınızı yayından kaldırmış olmanızı anlayamadım. Oysa ki ben sizin gardarop Atatürkçüsü olmadığınızı biliyorum. Zaten bizzat siz söylemiştiniz bunu bana. İçerisinde adımı kullandığınız için yazınızı sildiyseniz buna hiç gerek yoktu efendim çünkü adımı yazınızdan çıkartabilirdiniz. O yazıyı kaldırdığınız için davanızda ne kadar ciddi olduğunuzu anlamış bulunmaktayım.

Herşeyden vazgeçilir Senden Asla !










Herkes bir gün unutulacak…
O hariç!



ATATÜRK MARŞI ve Cem Akkılıç

Cem Akkılıç kimdir? from Cem Akkılıç on Vimeo.



SON MECLİS KONUŞMASI

Atatürk'ün son meclis konuşması


Müslüman Müslüman'a hakaret eder mi sizce? Normalde etmez!..
Ama bakın nasıl ediyorlar… Hayret uyandıran söyleşinin notları için; TIKLAYIN

349

Atatürk olmak!


Atatürk gibi lider lazım, ya da...

Artık hepimizin birer Atatürk olması gerekiyor!..

Hatırlayın;
Topu tüfeği olmadan, bitmiş tükenmiş ve her tarafı düşman ordularıyla kuşatılmış bir ülke, Atatürk sayesinde şahlanarak Cumhuriyeti kurmamış mıydı? Bu ülkenin fedakâr insanları ne bir lokma somun ekmeği, ne de ayaklarında çarığı bile yokken Kurtuluş Savaşı'nı kazanmamış mıydı?

Peki ne oldu o milli ruha?..

Son zamanlarda yaratılan korku imparatorluğu her tarafa sinmiş durumda. Ankara’dan sevgili Ferhat, sohbetimizin sonunda bana veda eder gibi "bakarsın yarın sabah beni de alırlar" derken, O'nun ne kadar umutsuz olduğunu sezebiliyorum. Onuncu Köy’e yeni katılan TRT canlı yayın muhabiri Bülent Güler ile telefonda konuşurken, daha ilk sözleri "dünkü Ergenekon operasyonunda kesin alındığını düşündüm Cem" diye başlıyor ve sesimi duyduğuna seviniyor. İnsanlarda inanılmaz bir ürperti başladı. Endişeli ve umutsuz bir bekleyişin ruh hali oluştu. Sanki ''Atatürk’ü seviyoruz'' derken başımıza bir şeyler gelecekmiş gibi birbirimize bakınıp, derin düşüncelere dalıyoruz.

O zaman şimdi:

Tarikat kafasıyla yönetilmek istenilen üniversitelerde Atatürk’ü eleştirmek üstün vasıf sayılıp, serbest bırakılıyorsa...

Asker kaçakları internet forumları açıp, yurtdışından Türk Ordusu'na sayıp, sövüyorsa...

Türkiye satılık bir ülke haline getirilip, düşmanların savaşla alamadıklarını para karşılığı satan politikacılara emanet edildiyse...

En önemlisi, bu ülke için canını vermeye hazır vatan evlatları terörist diye fişlenmeye başlanmışsa...

Ve...

Atatürk gibi çağların ötesinde bir liderin ilkelerinden mahrum bırakılmaya zorlanan Türk Ulusu, kaybetmeye mahkûm hale getiriliyorsa...

Dinleyin dostlar!.. 

Hepimizin Atatürk olma zamanı gelmiştir!..

Cem Akkılıç
25 Temmuz 2008


Tüm zamanların en büyük lideri kimdir!.. O'na buradan bakın...




Top Ad unit 728 × 90

Mehmetcik Vakfı