Cem Akkılıç

Biz cumhuriyeti sokakta bulmadık ki; "buyurun gelin yıkın diyelim!.. " Cem Akkılıç Ne mutlu Türk'üm diyene!

Ampül'e toz konmasın...

Giderayak bunları yazmak gerek...

2010 yılından beri hakkımda açılmış 200'den fazla ceza dosyası var. 


90 adedi beraat ile sonuçlanmış.

Kimisi birleştirilmiş. 


82 adet aktif ceza dosyası var. 


AMPÜL partisini eleştirmeyeyim diye sistematik olarak "yargısal tacizler" hâlâ devam ediyor...


Şimdi  bu özete bakarak yakındığımı düşünmesin hiç kimse...


Asıl felakete getireceğim mevzuyu...


*


Yeni Adalet Bakanı çıktı ne dedi?..


Savcılarımız bundan sonra şüphelinin lehine olan delilleri de toplayacak... Yani daha önce toplamadıkları anlaşılıyor bu söylemden... Bu bir itiraf niteliğinde...


Daha önceki bakanlar da benzer şeyler söylemişti...


Neyse...


*

"Lehe olan deliller..."

İşte olayın "bam teli" burası...


Toplam 90 beraat ve beraat ile sonuçlanacağı besbelli 82 adet aktif ceza dosyasının aşağı yukarı maliyeti 850.000 doları geçiyor...


Bu da nereden çıktı diyeceksiniz. 


Her mahkeme için; bilirkişi masrafı, baro avukatı ücreti, mahkeme giderleri yaklaşık 5.000 dolar tutuyor. "Polis'in, Jandarma'nın" yaktığı mazotu, harcadığı mesaiyi eklemedim bu rakama...


90 adet beraat ile sonuçlanmış dosya ve 82 adet aktif dosyada savcılar şüphelinin lehine, yani benim lehime somut delilleri toplamış olsalardı mahkemeler açılmadan, yıllarca süren kovuşturmalar olmadan mevzu savcılık aşamalarında bitecekti...


Yukarıda yazdığım yaklaşık 850.000 dolar tutarındaki masraflar da Hazine'ye, yani Türk milletine kol gibi girmeyecekti.


*

Bir de sosyal medyada "domates neden pahalı" tarzında kinayeli paylaşımlar yaptığı için hakaretten davalık olup, sonunda beraat alan binlerce kişiyi de hesaba katmak gerek...


*


Peki...


850.000 dolar az para mı?..


Ampülcüler için pul bile değil...


Ya milyonlarca gariban için?..


Bu para ile milletin hayrına neler yapılmazdı ki!..


Sırf AMPÜL eleştirilmesin, AMPÜL'e toz konmasın diye sokağa atılmış küçük bir servet... 


Bil bunları Türkiye...


CEM AKKILIÇ 

19 Nisan 2026


Zamanda yolculuk başlıklı yazımı okursanız kafayı üşütme riskiniz oluşur... Riske girip okumak isteyenler buradan lütfen.

Cem Akkılıç 

Yaşıyor hakkını arayanlar, ölüyor tepkisizler...

Yıllar önce bir Türk profesörden dinlemiştim... Yıllarca Paris'te Şanzelize Caddesi'nde yaşadığını, gürültüden dolayı caddedeki evini terk ettiğini anlatmıştı.  

Fransa, dünyada halkına en çok sosyal yardım yapan ülkedir, bir insan hayatı boyunca çalışmadan neredeyse her şeye sahip olabilir Fransa'da diyordu...


Buna rağmen Şanzelize'de her pazar halk toplanır, protesto edecek bir şey bulamasa yolun kenarındaki toz tanesi için bile ortalığı ayağa kaldırırmış...  İşte "gürültünün" nedeni buymuş...


*

Tepki vermek, itiraz etmek bir kültür meselesi...


*

Avrupalı hayata şöyle bakar...


Ben bir insanım... Yetmiş, seksen yıl ömrüm var... İnsan gibi yaşamalıyım...


Joseph de Maistre toplumun hakkını aramadığı durumlarda, mevcut şartları hak ettiğini ve toplumsal yapı ne kadar bilinçli veya erdemli ise, yönetim de o seviyede olur der...


Yani özetle şöyle diyor; bir toplumun kalitesi ile yönetimin kalitesi doğru orantılıdır... Buna muhalefeti de eklemek gerek bence... 


AKP gibi dünyanın en "dandik" siyasî partisini çeyrek asırdır demokratik yollardan çöp sepetine atamayan muhalefetin kalitesi de muhalif halkın kalitesi ile orantılı...


Seni kötü yöneten, sefaletine yeni sefaletler ekleyen bir yönetimi ortadan kaldıramıyorsa, dön muhalefete bak!.. Kesin bir bit yeniği vardır.


*

Ortadoğulu olmak ile Avrupalı olmak arasında dağlar kadar fark var işte... Dedim ya... Bu bir kültür meselesi... Talepkâr toplum ile kabullenmiş halklar...


Protesto ve talep...


*

Sonuç olarak:


Yaşıyor hakkını arayanlar, ölüyor tepkisizler...


CEM AKKILIÇ

18 Nisan 2026 


Avrupa'da yaşadığınızda bakın neler oluyor. Buradan lütfen.


Cem Akkılıç




 




Türkiye gemisi battı...

Toplum cinnet geçiriyor... Şiddet toplumun mayası hâline geldi... İstikbalinden umudu çoktan kesmiş olan halk yığınları açlığın ve sefaletin pençeleri arasında can çekişiyor.


Bu manzarada siyasî analiz ya da yorum yapmanın anlamı kalmadı mı?..


Siyasal İslam zehrinin ürünü AKP kasten ve tasarlayarak yarattığı bu tablo ile gurur duyuyor, keyif alıyor olmalı... 


"Türkiye gemisisi" battı, başımız sağolsun...


Aslında bu gemi, sonsuza kadar denizlerde gururla yüzecekti...


Tüm felaketler; o uğursuz ve kibirli kaptanın dümene geçmesiyle başladı...


CEM AKKILIÇ

15 Nisan 2026


Silivri'de tek kişilik hücrede yazmıştım... Buradan okuyabilirsiniz.


Cem Akkılıç 



Düşün artık milletin yakasından...

Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bir BERAAT daha kazandım. Bu Diktatör'e karşı kazandığım tam on üçüncü zafer oldu...

Halkın bir kesiminin inandığı dini değerleri alenen aşağılama, özel hayatın gizliliğini ihlal, hakaret gibi diğer suçlar ile birlikte toplam doksan adet (90) BERAAT almış oldum.

Hâlâ şu gerçeği anlamıyor ya da anlamak istemiyorsunuz...

Yedi sülalem yargıç olup bana torpil yapmış olsalardı, doksan BERAAT alamazdım...

Bu davaların beni susturmak, sindirmek ve işsiz bırakmak için açıldığını cümle alem herkes biliyor, görüyor...

Beni diskalifiye etmek uğruna açtığınız somut delillerden yoksun uyduruk senaryolar ürünü davaların sonucu BERAAT olduğunda, mahkeme masraflarıbilirkişi ücretleri, baro avukatı ödemeleri üst üste toplanıyor, yaklaşık "beş bin dolar" tutuyor ve Hazine'den, yani milletten tahsil ediliyor...

Kendimden geçtim, düşün artık şu garibanlaştırdığınız milletin yakasından, düşün yahu...

Vicdan denilen şeyden hiç mi nasiplenmediniz?!..

Milyonlarca insan günde bir öğün yemeği zor bulup, açlıkla mücadele ederken, akşam yastığa nasıl başınızı koyuyorsunuz?!..

Tok açın hâlinden anlamaz, anlamaz da...

Millet artık açlığın ötesine geçti, ölüm döşeğinde sayenizde...

CEM AKKILIÇ 

10 Nisan 2026

Suçlu bizleriz... başlıklı blog yazımı buradan okuyabilirsiniz. 

Resmi belgeler 

Cem Akkılıç BERAAT kararlarına buradan bakın. 

Cem Akkılıç 

On üçüncü zaferin belgesi






Ya ya ya, şa şa şa... ErduVan çok yaşa...

Alamancılar geliyor, kemiksiz cillop gibi Alaman eti yiyeceğiz!..

Hadi yine iyiyiz...




Suçlu bizleriz...

Öyle bir çağda dünyaya geldik ki...

Anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getiriyorlar...


Binlerce yıllık insanlık tarihinde AKP'ye denk gelmek ne kadar büyük bir şanssızlık ise, dünya tarihinin en büyük dehası Mustafa Kemal Atatürk'e sırt çevirerek o şanssızlığı yaratanlar da bizleriz...


Hiç kimse AKP'ye kızmasın, şakır şakır "görevini" ifa ediyor, etmeye de devam edecek...


Hepimiz suçluyuz, hepimizin parmağı var bunda...


Büyük Önder'e sırt çevirmenin bedelini ödüyoruz...


Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk:


"Adalet Mülkün temelidir"


Adalet yoksa, mülk yıkılır...


Ve hepimiz o enkazın altında kalırız...


Kaldık işte...


Nefes aldığına şükreden bir toplum olmadık mı?!..


*

Rezil bir kumpas sonucunda doksan dört gün Menemen T Tipi Kapalı Cezaevi'nin yirmi beş metrekarelik mezarında otuz iki mahkûm ile doksan dört gün geçirtti bana adında "Adalet" yazan siyasal iktidar...


Her dediğinin tersini yapan...


Adaleti yok eden...


Kalkınmayı yandaşlarına sağlayan...


Kumarı, bahisleri yasaklamayan...


Faizi, repoyu körükleyen...


Fakirden alıp, zengine boca eden...


Dalga geçercesine; logosuna ampul koyup, ülkeyi karanlık çağlara itekleyen...


*

Şimdi...


Şapkaları önümüze koyalım, düşünelim...


Varacağımız sonuç:


Suçlu bizleriz...


CEM AKKILIÇ 

1 Nisan 2026


Cem Akkılıç 






SIM kart...

Denizciler ve gezginler gittikleri ülkelerde ilk önce ne satın alırlar, bunu hiç düşündünüz mü?!..

Elbette hiç aklınıza bile gelmemiştir. 


*

"Prezervatif tabii ki" diyenleri çok duydum...


"Barlara gidip, kafayı çekerler" diyenler oldu...


Hiçbiri değil...


Beş kıta, elli beş ülke görmüş, bu ülkelerin birçoğuna on defadan fazla girmiş çıkmış, hayatının üçte birini Türkiye dışında geçirmiş yerinde duramayan maceraperest bir gezgin ve denizci olarak söyleyeyim...


Elbette SIM kart...


*

Çünkü...


Yaşadığımız çağ; iletişim çağı...


Her şeyimiz internet...


Yani...


Ekmek, su ve SIM kart...


Yaşamsal üç şey...


*

Sadece gidip gördüğüm ve SIM kart satın aldığım ülkelerde değil, uzun zamandır yaptığım ayrıntılı araştırmalar sonucunda neredeyse dünyanın her tarafında iki, en fazla on dolar ücrete satılıyor SIM kartlar...


Sıkı durun...


Dünyanın kıskandığı Türkiye'de; "yirmi bir dolar" karşılığı Türk parasına satın alıyoruz bir SIM kartı...


Evet; tam tamına "yirmi bir" dolarcık...


*

İnternet tarifelerinden, konuşma sürelerinden, bağlantı hızından ve kalitesinden söz etmiyorum...


Şu minnacık SIM kartlardan bahsediyorum...


En ucuzu ile aramızda on sekiz, en pahalısı ile tam on bir dolar fark var!..


*


Yüz doksan küsur ülke ile aramızdaki bu farkın nedenlerini de düşünüp, araştırdım...


Ve ne kadar şanslı bir millet olduğumuzu gördüm...


*

Dünya üzerinde  "milletinin adamı" olan bizden başka bir cumhurbaşkanı yok!..


Hiç görmedim, rastlamadım, işitmedim!..


*

Sonuç olarak...


Bu muhteşem manzaraya bakıp...


Kadrimizin kıymetini bilip, şükredelim...


Biz hoplayıp zıplamayacağız da...


Elin gâvuru mu keklenecek arkadaş!..


CEM AKKILIÇ 

14 Aralık 2025


"Medeniyet çıtası..." başlıklı yazımı buradan okuyabilirsiniz.


Cem Akkılıç 

Top Ad unit 728 × 90

Mehmetcik Vakfı