Toplum cinnet geçiriyor... Şiddet toplumun mayası hâline geldi... İstikbalinden umudu çoktan kesmiş olan halk yığınları açlığın ve sefaletin pençeleri arasında can çekişiyor.
Bu manzarada siyasî analiz ya da yorum yapmanın anlamı kalmadı mı?..
Siyasal İslam zehrinin ürünü AKP kasten ve tasarlayarak yarattığı bu tablo ile gurur duyuyor, keyif alıyor olmalı...
"Türkiye gemisisi" battı, başımız sağolsun...
Aslında bu gemi, sonsuza kadar denizlerde gururla yüzecekti...
Tüm felaketler; o uğursuz ve kibirli kaptanın dümene geçmesiyle başladı...
CEM AKKILIÇ
15 Nisan 2026
Silivri'de tek kişilik hücrede yazmıştım... Buradan okuyabilirsiniz.
Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bir BERAAT daha kazandım. Bu Diktatör'e karşı kazandığım tam on üçüncü zafer oldu...
Halkın bir kesiminin inandığı dini değerleri alenen aşağılama, özel hayatın gizliliğini ihlal, hakaret gibi diğer suçlar ile birlikte toplam doksan adet (90) BERAAT almış oldum.
*
Hâlâ şu gerçeği anlamıyor ya da anlamak istemiyorsunuz...
Yedi sülalem yargıç olup bana torpil yapmış olsalardı, doksan BERAAT alamazdım...
Bu davaların beni susturmak, sindirmek ve işsiz bırakmak için açıldığını cümle alem herkes biliyor, görüyor...
Beni diskalifiye etmek uğruna açtığınız somut delillerden yoksun uyduruk senaryolar ürünü davaların sonucu BERAAT olduğunda, mahkememasrafları, bilirkişi ücretleri, baro avukatı ödemeleri üst üste toplanıyor, yaklaşık "beş bin dolar" tutuyor ve Hazine'den, yani milletten tahsil ediliyor...
Kendimden geçtim, düşün artık şu garibanlaştırdığınız milletin yakasından, düşün yahu...
Vicdan denilen şeyden hiç mi nasiplenmediniz?!..
Milyonlarca insan günde bir öğün yemeği zor bulup, açlıkla mücadele ederken, akşam yastığa nasıl başınızı koyuyorsunuz?!..
Tok açın hâlinden anlamaz, anlamaz da...
Millet artık açlığın ötesine geçti, ölüm döşeğinde sayenizde...
CEM AKKILIÇ
10 Nisan 2026
Suçlu bizleriz... başlıklı blog yazımı buradan okuyabilirsiniz.
Binlerce yıllık insanlık tarihinde AKP'ye denk gelmek ne kadar büyük bir şanssızlık ise, dünya tarihinin en büyük dehası Mustafa Kemal Atatürk'e sırt çevirerek o şanssızlığı yaratanlar da bizleriz...
Hiç kimse AKP'ye kızmasın, şakır şakır "görevini" ifa ediyor, etmeye de devam edecek...
Hepimiz suçluyuz, hepimizin parmağı var bunda...
Büyük Önder'e sırt çevirmenin bedelini ödüyoruz...
Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk:
"Adalet Mülkün temelidir"
Adalet yoksa, mülk yıkılır...
Ve hepimiz o enkazın altında kalırız...
Kaldık işte...
Nefes aldığına şükreden bir toplum olmadık mı?!..
*
Rezil bir kumpas sonucunda doksan dört gün Menemen T Tipi Kapalı Cezaevi'nin yirmi beş metrekarelik mezarında otuz iki mahkûm ile doksan dört gün geçirtti bana adında "Adalet" yazan siyasal iktidar...
Her dediğinin tersini yapan...
Adaleti yok eden...
Kalkınmayı yandaşlarına sağlayan...
Kumarı, bahisleri yasaklamayan...
Faizi, repoyu körükleyen...
Fakirden alıp, zengine boca eden...
Dalga geçercesine; logosuna ampul koyup, ülkeyi karanlık çağlara itekleyen...
Denizciler ve gezginler gittikleri ülkelerde ilk önce ne satın alırlar, bunu hiç düşündünüz mü?!..
Elbette hiç aklınıza bile gelmemiştir.
*
"Prezervatif tabii ki" diyenleri çok duydum...
"Barlara gidip, kafayı çekerler" diyenler oldu...
Hiçbiri değil...
Beş kıta, elli beş ülke görmüş, bu ülkelerin birçoğuna on defadan fazla girmiş çıkmış, hayatının üçte birini Türkiye dışında geçirmiş yerinde duramayan maceraperest bir gezgin ve denizci olarak söyleyeyim...
Elbette SIM kart...
*
Çünkü...
Yaşadığımız çağ; iletişim çağı...
Her şeyimiz internet...
Yani...
Ekmek, su ve SIM kart...
Yaşamsal üç şey...
*
Sadece gidip gördüğüm ve SIM kart satın aldığım ülkelerde değil, uzun zamandır yaptığım ayrıntılı araştırmalar sonucunda neredeyse dünyanın her tarafında iki, en fazla on dolar ücrete satılıyor SIM kartlar...
Sıkı durun...
Dünyanın kıskandığı Türkiye'de; "yirmi bir dolar" karşılığı Türk parasına satın alıyoruz bir SIM kartı...
Evet; tam tamına "yirmi bir" dolarcık...
*
İnternet tarifelerinden, konuşma sürelerinden, bağlantı hızından ve kalitesinden söz etmiyorum...
Şu minnacık SIM kartlardan bahsediyorum...
En ucuzu ile aramızda on sekiz, en pahalısı ile tam on bir dolar fark var!..
*
Yüz doksan küsur ülke ile aramızdaki bu farkın nedenlerini de düşünüp, araştırdım...
Ve ne kadar şanslı bir millet olduğumuzu gördüm...
*
Dünya üzerinde "milletinin adamı" olan bizden başka bir cumhurbaşkanı yok!..
Hiç görmedim, rastlamadım, işitmedim!..
*
Sonuç olarak...
Bu muhteşem manzaraya bakıp...
Kadrimizin kıymetini bilip, şükredelim...
Biz hoplayıp zıplamayacağız da...
Elin gâvuru mu keklenecek arkadaş!..
CEM AKKILIÇ
14 Aralık 2025
"Medeniyet çıtası..." başlıklı yazımı buradan okuyabilirsiniz.
Henüz insanî ve evrensel hukuk kaideleri keşfedilmemişti...
Ortaçağ'ın bitmesine iki asır kala, 1215 yılında İngiltere'de Magna Carta sözleşmesi imzalandı... Medeni hukukun ilk temelleri atıldı Avrupa'da... Suç işlediği iddia edilenlerin yargılanmadan cezalandırılamayacağı kabul edildi...
*
AKP Türkiye'nin başına musallat olmadan önce bizim de hukukumuz iyi kötü işliyor, en azından kumpas denilen rezillikten uzak duruluyordu...
*
Bir kimsenin suçlu olduğunun tespit edilebilmesi için "yargılama" yapılması esasına dayanıyor evrensel hukuk. Yargılanmadan "ceza" alan bir kimse "yargısız infaz" ile kim vurduya gitmiş sayılıyor... Uygar ülkeler meseleye böyle bakıyor...
Şu kadar parayı ödersen, yargılama olmayacak şeklinde kısaca özetleyebilirim...
Bir de isim bulmuşlar:
"Ön ödeme"...
*
Şimdi biraz ayrıntısına dalalım mevzunun...
Genellikle hakkında yakalama kararı çıkartılan talihsiz kurban, yakalandıktan sonra kollukta salıveriliyor ve belli bir süre içerisinde savcılığa gitmesi isteniyor...
Büyükçe bir meblağ tutarındaki parayı 10 gün içinde ödemesi gerektiği, aksi taktirde yargılanacağı söyleniyor...
Yani "yargılama" korkutucu bir şeymiş gibi gösteriliyor ve parayı ödemesi bekleniyor...
Oysa "yargılanmak" anayasal bir haktır!..
Kötü olan; bir iddia karşısında yargılanmadan peşinen cezalandırılmaktır...
*
Böyle bir hukuk anlayışı Ortaçağ karanlığının hortlatılmasından başka bir şey değil esasına bakarsanız...
Yargılama olmadan kesilen bir ceza zulüm dojazının artırılması, kamu güvenliğinin yok sayılmasıdır...
Mecelle'de bile yargısız infaz yoktu...
*
Adalet Bakanlığı'nın bültenlerinde bu uygulamanın; suç patlaması yaşayan Türkiye'de Yargı organlarını rahatlatmak, iş yükünden kurtarmak için yürürlüğe girdiği anlatılıyor...
Aslında bu açıklama tam bir itiraf...
Biz bu ülkeyi suç ülkesi yaptık...
Ve başa çıkamıyoruz...
Yargısız infazları başlatıyoruz!..
Buyurun, buradan yakın...
CEM AKKILIÇ
2 Aralık 2025
"Alman savcı..." başlıklı yazımı buradan okuyabilirsiniz.
Cem Akkılıç
Ön ödeme... Sakın ödemeyin... "Ön ödeme" ile alakalı neler yapılması gerektiğinı anlattım..
Ekrem İmamoğlu için iki bin küsur yıl hapis cezası isteniyor, üç bin yedi yüz sayfa iddianame hazırladılar...
*
Taaa bin iki yüz on beş yılında İngiltere'de Magna Carta Sözleşmesi'yle birlikte yürürlüğe sokuldu "Masumiyet Karinası"... İlk defa o Sözleşme ile hukuk kaidelerine yazıldı yargılama sonuçlanmadan hiç kimsenin suçlu olamayacağı...
*
Avrupa'dan tam sekiz yüz on yıl geride olduğumuz için Ekrem İmamoğlu peşinen suçlu ilân edildi... Masumiyet Karinası falan hak getire...
*
Bin dokuz yüz bir yılında elektrikli süpürgeyi icat etti ecnebiler...
*
Tam yüz yirmi dört yıl sonra başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere; topyekûn muhalefeti süpürüyorlar biz de!..
*
Avrupa yoksulluk belâsını geçen yüz yılın ortalarında tarihe gömdü, yoksul insan bırakmadılar...
*
Ekrem İmamoğlu tutuklanıp Silivri'ye atıldığında, yoksulluk sınırı 73.800 TL. idi, bugün 98.700 oldu...
*
Biraz daha gerilere gidersek; Ekrem İmamoğlu'nun henüz tanınmadığı yıllara...
*
Asgarî ücret ile hâlâ ev kiralanabiliyor, üstüne bir de o ev geçindirilebiliyordu Türkiye'de...
Gençlerin büyük çoğunluğu yurtdışına kaçıp, canlarını kurtarma peşinde değillerdi...
Üniversite gençliği yazları inşaatlarda amelelik yapmak zorunda kalmıyor, diploma aldıktan sonra üç harfli marketlerde günde on saat koli taşımak zorunda kalmıyorlardı...