Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

Hayatımda aldığım en güzel hediye


Durup dururken değil, eski kitaplarımı karıştırırken birden aklıma geliverdi...

Bütün yaşantım süresince almış olduğum en güzel ve anlamlı hediyeler neydi acaba? diye düşünmeye başladım. Hafızamı kurcaladım. Eskiye ait ne varsa inmeye çalıştım. Unuttuklarıma haksızlık ederim diye kendi kendime endişeye bile kapıldım.

Zeki Hızlı öğretmenimin, girişine;
‘’sevgili Cem her zaman tabiata saygılı davranmaya çabaladığın için sana bu kitabı hediye ediyorum’’ diye yazıp imzaladığı, taa çocukluğumdan kalan ''Tabiat ana anlatıyor'' isimli kitabın sayfalarını çevirdim.

Babamın,
-ben daha reşit olmadığım zamanlarda- pasaport alıp yurtdışına çıkabilmem için (Kıbrıs o zamanlar yurtdışı sayılıyordu) attığı imzayı, vatani görevimi yerine getirirken; annemin yolladığı, içerisine mutlaka bal, reçel gibi yiyecekleri sıkıştırdığı koskocaman kolileri anımsadım.

Birden aklıma
eski sevdalarım takıldı. Çoğu hafızamın derinliklerinden uçup gitmiş olsa bile, hiç unutmadığım gençlik sevdamın, Atina’dan getirdiği porselen heykelcikleri hatırladım.

Beni çok sevindiren, yıllar önce arayıp bir türlü Almanca dublajlısını bulamadığım
Das Boot filminin gerçek versiyonunu bulup izleten, dostum Önder Şenol’u düşündüm.

Hayatta
''küçük şeyler'' dediklerimizden mutlu olmayı, haz almayı öğrenebilmenin kazandırdığı refleksle, bütün armağanlar sırayla belleğimin içinden geçti. O zamanlar yaşadığım tüm mutlulukları tekrar yaşadım. Kimisi anılarımda kalmış olsa bile, eski tazelik ve güzelliklerini halen korumaktaydı.

Sonra tekrar düşüncelere daldım.

Benim için her şeyin üzerinde olan,
büyük şeylerin küçültülmeye hatta tahrip edilmeye çabalandığı gibi, din tüccarları tarafından sinsice ve haince yok edilmeye çalışılan Cumhuriyetimiz aklıma geldi.

Ve tüm yaşantım süresince, bana verilmiş olanların
en anlamlısı ve değerlisi olarak Atatürk’ün hediyesini seçtim.
Cem Akkılıç
10 Kasım 2008