Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

Bir tıklamayı çok gören yobaz ve Deniz feneri


Yaklaşık altı ay önce bir kampanya başlatmıştım. Çoğunluğu Afrika’da olan aç insanlara yardım kampanyasıydı bu. Birleşmiş Milletler örgütünün internet aracılığıyla düzenlediği ve günde sadece bir defa tıklamayla destek verilebilen bir organizasyonu duyurup, yaymaya çalıştığım için bir dinci yobaz tarafından İncil dağıtmakla suçlanmıştım. 

O, kendinden başka hiçbir canlıyı düşünmeyen tarikatçı, BM'nin bu çabasını ‘’gavurlar önce öldürdüler şimdi yardım ediyorlar’’diyerek, çağdışı kafasıyla yerden yere vurmaya kalkışmıştı. Bununla kalmayıp, sözde yardım kuruluşu olan Deniz Fenerine niçin destek olmadığımı da yazmıştı. Binlerce internet kullanıcısının ve site sahiplerinin yoğun ilgisiyle destek gören AÇLIK KAMPANYAM, bu aklı ve yüreği kıt zatımuhterem tarafından Misyonerlik merakı olarak suçlanmıştı. (Yazımın sonunda ilgili konunun linkini verdim, okuyabilirsiniz)

Dün Almanya’dan gelen haberleri hepimiz duyduk. Deniz Fenerinin ‘’nasıl bir yapıda olduğu’’ ortaya çıkmış oldu. Özellikle Müslümanların kutsal ayı Ramazanda insanları dolandıran, din ve fakirler adına yardım parası toplayıp o topladıkları milyon dolarlarla sefa peşinde koşan bizim dinci borazancıların üst düzey elemanları gözaltına alındılar. 


Kendi televizyonları kanal 7’de yoksul aileleri reklam malzemesi yapıp bir tencere çorba ve bulgurla kandırıp, saatlerce çekim yaparak halkın acıma duygularını sömüren ve karşılığında yardım bahanesiyle para toplayan Fenerciler, şimdi işledikleri suçların hesabını veriyorlar. Bakalım bu uluslararası dolandırıcılık şebekesinin altından daha neler dökülecek. '' Türkiye bize güveniyor '' sloganıyla Allah adına para toplayan örgütün kasasından acaba ne yolsuzluklar, hırsızlıklar çıkacak?



O yobaz, şimdi kalkıp diyecek ki '’yargı süreci tamamlanmadan kimseyi suçlama ey misyonerlik meraklısı Cem Akkılıç’’. Sanki kendisi Ergenekon davası sonuçlanmadan iki emekli orgeneralimizi terörist ilan etmemiş gibi ve gazeteci İlhan Selçuk’u terör örgütü reisi yapmamış gibi hiç utanmadan, sıkılmadan söyleyecek bütün bunları. Ve bu şarlatan, gerici kafasıyla her gün bir tıklama yapmak ve aç çocuklara yardım etmek yerine, ağzından salyalarını çember sakallarına akıtıp din bezirgancılığına devam edecek…

Davulumun ipi kaytan, sırtımda kalmadı mintan

Ramazan ayının gelişi ile birlikte mahalle davulcuları da tekrar gündeme geldi. Bir kaç yıldır işlevini kaybetmiş bu uygulamaların artık gereksiz olduğu tartışmaları yapılıyor. Hatta geçen yıl İstanbul Bakırköy’de yasaklanmıştı. Aynen katılıyorum bu yasaklamaya. 

Eline deynek alan belirli kişilerin o ahenksiz ve estetikten yoksun çıkarttıkları gümbürtünün birçok insanı uykusuz bıraktığını hatta çocukların korku içinde uyanmalarına neden olduklarını okuyorum her yerde. Çevreye yayılan çirkin sesler yüzünden kaldırımlara park etmiş araçların hırsız alarmlarının da tetiklenip coşması ayrıca bir felaket aslında.




Ezan nasıl gelenek, görenek denmeyip minareden değil de mikrofondan okunabiliyorsa, sahura da çalar saatle, cep telefonuyla kalkılabileceğine inanıyorum. Kaldı ki çıkartılan kötü seslerin geleneklerle, adetlerle ve yıllar öncesinin o ahenkli davul sesleri ve manileriyle hiçbir alakası kalmadığı ortada.

Genelkurmayın bomba gibi açıklaması
Dün çok önemli bir cezaevi ziyareti vardı. Ergenekon kapsamında tutuklanan emekli paşalarımızdan Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Kocaeli garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi tarafından ziyaret edildiler. Genelkurmayın resmi sitesinde; ''Türk Silahlı Kuvvetlerine uzun süre hizmet veren iki emekli komutana yapılan bu ziyaret,TSK adına gerçekleştirilmiştir'' denildi.


Hemen aklıma bu ziyaretler neden daha önce, yani Yaşar Büyükanıt’ın görevi İlker Başbuğ’a devretmeden öncede yapılmadığı sorusu geliyor.
Kamuoyuna duyurulan bu açıklama metninin tamamını okumak için tıklayın.

Cem Akkılıç
4 Eylül 2008
* * *