Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

Seçim çadırları


Başlığa bakıp da sakın konuyu ramazan çadırıyla ilişkilendirdiğimi düşünmeyin. Gerçi Arap kültürünü benimsemiş AKP zihniyetinin, seçim propagandası için kiralamış olduğu mahalle aralarındaki bakkaldan, kasaptan, oyuncakçıdan bozma mekanların bedevi çadırından pek bir farkını göremezsiniz.


Seçim öncesidir, toplanırlar. Bayraklar asılır. Kulak tırmalayan dandik hoparlörler ile milletin kafasını ütülerler. Genellikle davul zurna eksik olmaz. Yoldan geçerken içeriye şöyle bir baktığınızda; yüzlerinde ki bin türlü yalakalığı ve kime ne şekilde yanaşacaklarını çok net okursunuz. Avuçları birleşik, başları hafifçe eğik masanın etrafına dizilerek nasıl nemalansak diye düşünüp, birbirlerine bakarlar. Hiçbirinin aklına ''biz neden fakirleşiyoruz'' diye sormak gelmez! Çünkü seçimler onlar için bir hesaplaşma vakti değildir. Kimisi bulgurunu, kömürünü kapmış, kimisi de sırtında buzdolabıyla evinin yolunu tutmuştur.

Sonra, devletin imkanlarını sonuna kadar kullanarak, şehir meydanlarına helikopterle inecek olan Başbakanlarını beklemeye başlarlar. Uçaklar, tırlar, servis otobüsleri, son model zırhlı makam araçları, resmi hizmete tahsis edilmiş vasıtaların tümü bu işlerde kullanılır. Şakşakçılık zincir gibi işlediğinden, bütün yasaklara rağmen hükümet mensuplarının yanında devletin memurlarını da görürsünüz. Bazen bunlara yandaş medyanın satılık kalemleri eklenir. Kimi zaman, kendisini sanatçı zanneden para babası magandalarda yerlerini alırlar.
Yüksek seçim kurulu; ''Devlete ait bütün daire ve kuruluşlarda, Bankalar Kanunu’na tabi kurumlara ait maddi kaynaklarla yapılan iş ve hizmetler aracılığıyla, (açılış ve temel atma dahil) törenler düzenlemek, nutuklar atmak, demeçler vermek ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunulması yasaktır'' demiş olsa da, başta Başbakan Tayyip olmak üzere hiçbir iktidar üyesi bu kuralları sallamaz. 


Bakanlar, milletvekilleri ve adaylar, harala gürele, el ele, kol kola meydanlara çıktığında her şey bir anda unutulup gider. Hayat pahalılığı, işsizlik, iflas eden küçük işletmeler kimsenin aklına bile gelmez. Kürsüdeki cambazlık peşinde koşarken, çadırın sakini menfaat derdindedir.


Bütün bunlar olurken, Türkiye, etkisiz bir muhalefetle birlikte günden güne doğunun karanlığına gömülür...


Ve kendi halindeki yoksul vatandaş, ''bu değirmenin suyu nereden geliyor?'' diye hayıflandığı anda benim gözlerim develeri arar.
Çünkü bir tek onlar eksiktir seçim çadırlarında.

Cem Akkılıç
27 Şubat 2009

Davos Fatihi

Atatürk'te bir subay değil miydi?



*