Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

DÜŞÜMDE ATATÜRK


Geçici bir ayrılık bile olsa, bir veda yazısına nasıl başlayacağımı ve nasıl devam edeceğimi çok düşündüm. Uzun zamandır burada, bazen günlük politik olayları zamanın akışına göre kendi bakış açımdan bazen de Vatan, Ulus ve Atatürk sevgisini -düşünceme göre güncelliğini yıllarca yitirmeyecek tarzda- yazılarımla dile getirmeye çalıştım.

Güzel vatanımızın Türk Silahlı Kuvvetleri dışında tüm kalelerinin, başta eğitim alanı ve sektörü olmak üzere birer ikişer dinciler tarafından ele geçirilip, talan edilmesi ve Fethullah Gülen hazretlerinin tüm dünyaya yayılmış çetesinin yıkıcı faaliyetleri karşısında, bir ‘’karşı ses’’ olarak elimden geldiğince yılmadan savaştım.

Zaten hangi ortamda olursa olsun, vatan ve millet sevgisiyle dolu en sıradan Türk vatandaşının bile görevi, AKP ve kadrosu tarafından sistemli bir biçimde yaratılan ‘’korku İmparatorluğuna’’ karşı korkmadan, usanmadan Atatürk devrimlerini ve O’nun armağanı Cumhuriyeti savunmak değil midir?..

Ülkemizin yaşadığı bu karanlık ve belirsiz günlerde, kasten, bilerek yoksulluğun içine itilen Türk halkı, ekmeğini aç gözlü doymak nedir bilmeyen aslanların(!) midesine kaptırırken, ben kendi benzetmemle; ‘’ekmek güvertede’’ diyerek, uzun sürecek belki yılın sonunu bulacak olan ‘’yaz turnesi’’ kapsamında dünya denizlerine tekrar açılmaya karar verdim.

Tehlikelerle dolu Aden denizinde geçen yılın Ekim ayında Avenue Beauty isimli 1.5 yaşındaki 28.000 tonluk gemimizin ‘’Made in Chine’’ imzalı makineleri denizde onarılmayacak kadar büyük arıza yapınca elimiz kolumuz bağlı kalmıştık. 1 hafta gibi çok uzun bir süre hareketsiz kalmak, otomatik silahlarla ve roketatarlarla donatılmış Somalili korsanların iştahını kabartmıştı. O bölgeyi bilen denizciler, silahsız ve hareketsiz kalmış bir kuru yük gemisinin başına neler gelebileceğinin manasını çok iyi bilirler.

Bu talihsiz durum, açık denizde, benim tüm gemi personeliyle birlikte Onuncu köy’den tahtalı köye transfer olacağımız ölümcül bir tehlikeyi doğurmuştu.

Kabus gibi geçen yedi gün boyunca yanımızdan ayrılmayan Deniz Kuvvetlerimize ait TCG GEDİZ (F-495) fırkateyni -ben destroyer demeyi daha çok seviyorum- sayesinde korsan tacizine uğramadan tehlikeyi atlatabilmiştik.

Barbaros’un torunları, dünyanın bu en tehlikeli denizinde, ülke farkı gözetmeksizin tüm gemilere helikopter desteğiyle birlikte yakın koruma ve refakat sağlıyordu.

Takunya sevdalısı gericilerin her fırsatta T.S.K’ya saldırıp, hakaretler etmesi, Mavi Marmara gemisine yapılan hain İsrail saldırısının ardından ‘’nerede bizim Donanma?’’ şeklinde ağlaşmalarıyla birlikte iki yüzlülüğün boyutlarını gösterdi.

Kameralar karşısında ‘’aslan ‘’ kesilip, ‘’one minute’’ piyesini başarıyla oynayıp dinci kesimlerin gönlünü mest eden, sonrada aynı İsrail ile başta silah antlaşmaları olmak üzere her türlü protokole imzayı basan bir başbakanın partisine oy verenlerden başkası beklenemezdi.

‘’Şeriat isterük’’ diyen bir kitlenin etkisindeki kalabalıkların Ordu’ya düşman olması kadar doğal bir neden yoktu zaten.

Bu danışıklı dövüş ‘’one minute’’ gösterisinde, ön koltuklardan birinde oturan başbakanın türbanlı eşinin gözyaşlarına boğulmasını, fenalıklar geçirip, peşinde kameralar olduğu halde kuliste bir oraya bir buraya gitmesini, sözün özü; çok üzülmesini, bir türlü şehit cenazelerinde görememiştik nedense.

Ayrıca zaten vurduğunu deviren Kasımpaşalı başbakanın şehitlere ‘’kelle’’, İmralı maymunu Apo’ya ‘’sayın’’ diye hitap etmesinden anlamıştık biz bazı şeyleri.

Her gün oluk gibi Mehmetçik kanı akarken, milyonlarca kitlenin ellerinde yeşil bayrak ve flamalarla Mavi Marmara saldırısı için sokaklara dökülmesi, İsrail’i protesto etmeleri, dikkate değer bir gelişme değil de nedir?

Evet, akan kanlar dünyanın her yerinde durdurulmalıdır ama, önce can, sonra canan değil midir?

Ne de olsa Cumhuriyete ve Laikliğe karşı suç işlemiş, Anayasa mahkemesi tarafından hüküm yemiş iktidar partisinin başkanı, Başbakan Tayyip, Yahudiler tarafından üstün hizmetler karşılığında sayılı kişilere verilen ‘’Davut Boynuzu’’ ödülünü almamış mıydı?

Şimdi kim bilir; belki tekrar, Barbaros’un torunlarıyla tehlikelerle dolu bir korsan denizinde buluşacağım. İnternet iletişim teknolojisinin bulunmadığı açık denizlerde, büyük Türk denizcilerinin; Piri Reislerin, Salih Reislerin, şanlı Yavuz’un, Akdeniz’de Yunanlıların korkulu rüyası olup, dünyanın hayranlığını kazanan deniz akıncılarının Atası Rauf Bey ve gemisi Hamidiye kruvazörünün rotalarını izleyip, ruhlarını selamlayacağım.

Çanakkale önlerinde aziz şehitlerimiz ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk için bir kez daha saygı duruşunda bulunma fırsatını elde edeceğim.

Bu geçici ayrılık yazısını, değerli bir deniz subayı olan ve şimdi Kurmay Yarbaylık rütbesine erişmiş bulunan Murat Şirzai’nin, tam 10 yıl önce Yüzbaşı rütbesindeyken yazdığı çok anlamlı bir şiiriyle noktalamak istiyorum.

DÜŞÜMDE ATATÜRK

Zifiri karanlık bir dehlizde ilerliyor
Bir grup insan,
hissiz, bitkin ve hedefsiz;
Kumandasız bir gemi gibi,
bilmeden gideceği limanı.

Yok mu bu karanlığı aydınlatacak bir ışık?
Soruyor insanlar birbirlerine
ve korkuyorlar.
Bir köle gibi boyun eğmişler kaderlerine, yollarını bilmeden gidiyorlar.

Haykırıyor biri aniden
Bu hissiz güruha;
Gelin…İşte buraya…
Işık burada, aydınlık burada.
Kendi elinizde kaderiniz,
boyun eğmemek, uyanmak karanlıktan.

İşte aydınlık bir yol size;
Yolun ucunda hedefiniz, ulaşın oraya
ve bir daha boyun eğmeyin karanlığa,
takip edin beni,
meşakkatli ama bu doğru yolda.

Ve sonra, tekrar sesleniyor, içini umut sarmış insanlara;
Ben…ben yolu gösterdim size, buraya kadardı görevim,
gelemem buradan öteye…
Görev sırası şimdi sizde, vazgeçmeyin, devam edin sahip çıkın emanete.
Ama unutmayın geçmiş karanlığı, unutmayın sizler için yaptıklarımı.

Ve geriye dönüp bakıyordu insanlar, gözleri yaşlı.
Ve o adam mavi gözlerinin içi gülerek;
Gidin diyordu, devam edin
Ben hep yanınızdayım.


Dönüşümde kaldığımız yerden devam etmek umuduyla hoşça ve sevgiyle kalın.

Cem Akkılıç
12 Haziran 2010

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Çok anlamlı bir yazı. Cem Akkılıç ve Murat Şirzai komutana teşekkürler.

Cem Akkılıç dedi ki...

Enteresan olan bir şey var. Murat Şirzai şimdi Somali’de Komutan olarak görev yapıyor. Aden Körfezi'nde korsanları kovalıyor. Yukarıdaki yazıyı yazdığımda Türkiye'de görevdeydi.