Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

Niyazi…


İkincisinde tezkere geçince…

Bilal oğlanın savaşa gitmeyeceğini bile bile haykırdılar sosyal medyadan:

‘’Bilal oğlan savaşa…’’

Beyaz kefenler giyip, senin için ölürüz diyen yalakalarda dahil edildi…

Atatürk’ün çocukları içlerine sindiremediler çünkü TSK’ya tezkere verilmesine…
  
*
  
Eskidir bu tezkere hikâyesi…

Birincisinde geçiremeyince:

NATO’ya karşı çıkan, tezkereye ‘’izin vermeyen’’ askerlerin başlarına çuval geçirip darbeci diye zindanlara kapattıktan sonra, Paşa Necdet’i genel kurmay başkanı, İmam’ı da ‘’Başkomutan’’ seçtiler…

*

Mesela imam Başkomutan tezkeresine bakıp:

Ordular ilk hedefiniz; IŞİD dese…

*

Silahı, bombası, militanları, tırlar dolusu roket atarları bizden gitme…

Askere gider gibi kutlama yapıp, din kardeşleri IŞİD’e katılanlar var…

Heriflerin tedavisi bile Devlet’in hastanelerinde yapılıyor…

Cenazeleri tekbir ile İstanbul’da kaldırıldı…

*

Olmadı; Esad’a kafayı sarıp, hevesli Paşa Necdet’in omuzunu dürtse:

‘’Yürüyelim Suriye’ye’’

Esad IŞİD ile savaşıyor…

Tezkere’nin ilk maddesinde, IŞİD yok edilmeli yazılı!..

İyice karışacak aklı!..

*

PKK’ya gelince:

IŞİD ile savaşıyor görünüp…

Polisini kurdu, ordusunu, mühimmadını tertipledi…

Uçaksavar bataryalarını bile inşa etti…

Devlet gibi vergi topluyor, trafik polisleri var!.. 

*
Dünya lideri ya…

Elinde tezkere var ama kiminle savaşacak, kiminle müttefik olacak anlamadı aslında…

* 
 
Mesele karışık görünse de...

Alın yazısı mıdır?..

Orta doğu’da garibanların kanı akmazsa, emperyalizm nasıl doyacak?..

*
 
Tezkereyi geçirdiler, sonrası ne şehit ne gazi…

Niyazi olacak sonuçta bu ülkenin gariban çocukları…

Niyazi…


Cem Akkılıç
4 Ekim 2014

Google+PLUS profilimi buradan ziyaret edebiliriniz.


Ateş nedense hep garibanların evine düşüyor.

Bayrak...


Heybeliada’daki evin penceresi İstanbul’un en büyük ikinci Türk bayrağının dalgalandığı tepeyi görürdü…

Eğer hava fırtınalı ise, bayrak coşar, trampeti andıran sesler çıkartırdı…

Akşam üstleri pencerenin kenarına oturur, rüzgardan dolayı pata pata sesler çıkartıp dalgalanan dev bayrağı izler, çoğunlukla ulusal marşlar eşliğinde izlemeye doyamazdım…

Bir sevdalının, aşkına şarkı söylemesi gibiydi bayrağın sesi…

Yaşlı Niça teyze sokaktan geçerken beni pencerede görürse, mutlaka önce dev bayrağa bakar, Rum şivesiyle ne güzel dalgalanıyor deyip selamını eksik etmezdi…

Fırtınalı bir gün de; bayrağın sesini taramalı tüfek sesine benzetip, adayı teröristler bastı sanarak

O bakışlar…


Türk ordusu ne çektiyse içinde barındırdığı hainlerden çekti...
Koca ordu ne yazık ki Atatürk’ün emirlerini yerine getiremedi…
Düşman elbette düşmanlığını yapacaktı… 
Hainlerin karşısında subaylar korktu, pıstı…
 
Aman bana bir şey olmasın, rütbemden, rahatımdan, yaz kampımdan, emekliliğimden, ıvırımdan zıvırımdan mahrum kalmayım anlayışı geldi…
 
Çok açık ve net yazıyorum; Başkomutanı İmam olan Türk Ordusu’nda artık namaz kılmayan kurmaylar

Yaz kızım…


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Türkiye’nin başına gelenleri özetleyen bir karikatürü görünce, yazının başlığını; yaz kızım koymaya karar verdim…
Yazılmıştı gerçi…
Adalet’in katledildiğini çok defa görüp yaşayanlardan birisi olduğumdan, ‘’yaz kızım’’ hoşuma gitti.
Nasıl gitmesin ki?..

*
Misal;
Başkomutan seçiminde…
İmam mı olsun, hoca efendi mi diye sordular?..
Nasip bu ya…

Sarışın kadınlar…


İmam ile Hoca’nın arasına kara kedilerin henüz girmediği yıllardı…
Tam o sıralarda; ‘’BALYOZ kadınlarının hepsi sarışın, kim kimin eşi karıştırıyorduk. Eşlerinin resmi basılı olan t-şhirt giymişler, işimiz kolaylaştı’’ diye twitt atıp, alay ediyordu Fethullah yanlısı Türbanlının biri… 

Küstahça subay eşleri ile makara geçiyordu aklınca…
Horon tepenleri bile vardı zevkten, unutamam!.. 
*
Sessiz çığlığın kahraman kadınlarıydı oysa o sarışın kadınlar…

Arkadan kelepçe az bile…


Kudurmuşlar gibi saldırıyorlar, linç ediyorlar, sabahın körlerinde ulusalcıları topluyorlardı…
Her gün yeni bir kötü haber…
Her an dram, haksızlık ve linç yapılıyordu…
Şakasını bile yapıyorduk onca feryadın içinde; ‘’artık subay olmanın da karizması kalmadı, güneş doğmadan yaka paça götürüyorlar, teröriste-hırsıza yapmadıkları muameleleri askerlere yapıyorlar, siz en iyisi polis olun çocuklar…’’
*
Öyleydi gerçekten…
Başka bir savaştı, cephe aranıyordu!..

Atatürk’ün Ordu’su esir alınırken, tek kurşun bile sıkılmamıştı…
*
Örgüt diyorlar, darbeci diyorlar, terörist diyorlardı…
Koskoca Türk Ordu’su savaşmadan namertlerin, vicdansızların, uğursuzların oyunlarıyla bitiriliyor, iktidardaki hırsız savcısı oluyordu oyunun…
*
Arşivlerde duruyor olmalı…