Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

Şeref Meselesi: Kerem Bürsin’in İddialı Çıkışı

Başrollerini Kerem Bürsin, Şükrü Özyıldız ve Yasemin Allen’in paylaştığı Şeref Meselesi, bu sezonun en iddialı yapımlarından biri olacak gibi gözüküyor. Pazar akşamları saat 20.00’da KanalD ekranında yerini alacak yapım, İstanbul’a göçen aile hikâyelerine yaptığı kendine özgün yaklaşımı ile fark yaratıyor.
4 kişilik çekirdek bir aile, köy ağası olan dede karakterinin ölmesi ve annenin 25 yıldır yaptığı baskılarının sonucunda evin küçüğü olan hukuk mezunu Emir’in (Şükrü Özyıldız) stajını da bahane ederek İstanbul’a gelir. Anne Zeliha’nın (Tilbe Saran) 25 yıllık baba evine yerleşen bu aile, elinde avucunda yalnızca mirastan kalan pay vardır. Baba Hasan (Şerif Erol), bir iş kurmak ve ekmeğini kazanmak için acele etmektedir. Babasının telaşından korkan Emir, sorumluluğu abisi Yiğit’e (Kerem Bürsin) devretmiştir; ancak aklı sokaklarda olan bıçkın Yiğit babasıyla ilgilenememiştir. Elindeki paranın iş kurmaya yetmemesinden dolayı mahallenin emlakçısı Sadullah’tan (Taner Turan) senet karşılığı borç alan Hasan’ın tüm hayalleri, dükkânının soyulmasıyla bir anda altüst olur. Artık evi çekip çevirmek ve borcu kapatmak, Yiğit ile Emir’in işidir.
Şeref Meselesi ağır bir dramı, İstanbul’un karanlık köşelerinde kaybolan hayatları anlatıyor esasında. Rüşvetin, sahtekârlığın, dolandırıcılığın, hırsızlığın ve daha nice karanlık işe ev sahipliği yapan İstanbul’la, dürüstlüğün ve sevginin mücadelesini cesurca işliyor. Set olarak Balat’taki bir sokağın seçilmesi ise, dizideki gerçekçiliği arttırdığı kadar dizinin yaratmak istediği atmosferi yaratmakta da bir hayli etkili oluyor. Yakalanan bu hava bile, dizinin etkili konusu ve oyunculuklardaki başarıyı geçmekte zorlanıyor desek yeridir. Öyle ki, oluşturulan dinamik kadrodaki hemen hemen herkesin performansı göz dolduruyor; seçilen oyuncular ve verilen rollerin yakaladığı ahenk, diziyi bambaşka bir boyuta taşıyor.
Dizinin karakterlerine kısaca göz atmak gerekirse, kısa sürede büyük bir hayran kitlesi yaratan karizmatik Kerem Bürsin’in hayat verdiği Yiğit karakteri, bıçkın bir delikanlı. Düzgün fiziği ve yakışıklılığının yanı sıra, tavırlarıyla da etrafındaki tüm kızları kendine hayran bırakmakta. Liseyi zar zor bitirmiş bir delikanlı olarak, okumakla hiç mi hiç ilgisi yok. O, hayatın karanlık taraflarını seviyor. Geziyor, tozuyor, bir şekilde kendini kurtarıyor. Gözü yükseklerde; azla yetinemeyecek kadar hırslı, yetenekli, cesur ve zeki bir genç. Bu karakterine hazırlanmak için yaz tatili için gittiği Teksas'ta at binme dersleri dahi alan Bürsin, rolünün hakkını verme konusunda işini şansa bırakmıyor. Kendisinin bu iddialı karaktere bürünebilmek için 7 kilo verdiğini de ekleyelim. Emir (Şükrü Özyıldız) ise kardeşinin tam zıttı. Aklı sokakta olmayan Emir’in hayali akademisyen olmak. Çok okuyor, boş zamanları romanlar okuyarak değerlendiriyor. Abisinin aksine, aklı hiç de kızlarda değil fakat romantik delikanlı moduna girebilmek için küçük bir kıvılcımı beklediği de aşikar. Yiğit gibi zeki, ama Yiğit’ten farklı olarak mantıklı biri Emir. Aralarındaki en büyük fark ise, Emir’in yükseklerde gözü olmaması. O azla yetiniyor; daha çok aklının hakimiyetinde olan meseleler üzerine yoğunlaşmaya çalışıyor. Yakışıklı oyuncu, aynı Kerem Bürsin gibi rolüne hazırlanmak konusunda profesyonel bir çalışmaya girmiş. Hukuk fakültesi mezunu bir karaktere hayat veren Özyıldız, rolüne adapte olabilmek adına pek çok film ve tiyatro oyunu seyretmiş.
Annesinin zengin damat hayallerini gerçekleştirmek için yaşayan Sibel (Yasemin Allen), herkesin başını dönüren güzelliğiyle bir butikte mankenlik yapan dizinin güzeli olarak karşımıza çıkıyor. Mahalleden de mahalle delikanlılarında da bıkmış durumda haliyle. Annesi her ne kadar zengin damat istese de onun için ideal eş, parasını alnının teriyle kazanan düzgün bir erkek; fakat buna kim inanır?! Sibel’in en büyük ikilemi ise, kendi arzularının peşinden koşup Emir’i mi, yoksa annesinin baskısıyla ailenin zenginlik vaat eden Yiğit’i mi seçmesi gerektiği -ki bunu dizinin ilerleyen bölümlerinde öğrenmemiz gerekecek. Açıkçası meraklanmamak elde değil! Burcu Biricik’in canlandırdığı Kübra, dizinin güzel kadın karakterlerinden biri ve tutucu bir baba olan Sadullah’ın da tek kızı. Dükkandan eve, evden dükkana süren hayatında burnunu evin dışına çıkarması kesinlikle yasak; bir bakıma dizinin masum, saf, seyircinin sempati kurmakta zorlanmayacağı karakteri yani. Sadullah için Burcu, evin ve dükkanın tüm işlerini yapan bir köleden farksız. Derya’nın (Şükran Ovalı) hayatı ise mahallenin diğer güzel kızlarından biraz daha farklı. Ne evi geçindirebilecek bir babası, ne de rahatça yapabileceği bir mesleği var. O, bir cafede alnının teriyle sürekli olarak çalışan bir garson. Kazancı ise üvey babasının kumarına ve içkisine gidiyor. Ailesi için çabalayan bir baba figüründen yoksun yetişmiş olan Derya için ideal erkek, ailesini her daim kollayan Yiğit’ten başkası değil tabii ki!
Son olarak anne Zeliha (Tilbe Saran) karakteri dizinin kilit isimlerinden ve oğlu Yiğit gibi hırslı -hatta ondan çok daha fazla hırslı. Az, onun için asla yeterli değil. Hayatını yaşamak, hayattan keyif almak istiyor. Eşi Hasan üzerinde baskın olan Zeliha için tek gerçek, evlatlarının başarılı olması, kendi ayakları üzerinde durabilecek hale gelmeleri. Bunun için ise, tüm riskleri göz önüne alabiliyor; hatta bazen korkutucu fikirlerin sahibi dahi olabiliyor.
Aksiyon dolu sahneler olmamasına karşın yarattığı heyecanla tek solukta izlenen Şeref Meselesi bu sezonun en parlak yapımlarından biri olmakta hayli iddialı. Dizinin yarattığı heyecan daha ilk dakikalarda kendini jeneriğin ustaca kotarılmış bir sanat şöleni havasında akmasıyla başlıyor esasında. Hemen ardından önümüze düşen ilk sahnede yaşanan olayların ardından hikayenin özüne girebilmek için 5 sene önceye geçiş yapan yönetmen Altan Dönmez, bu vesileyle de dizinin ileriki bölümleri için seyircinin merakını hat safhada tutmayı başaracak bir işe imza atıyor. Nefes kesen bu ilk bölümün ardından, heyecanın kat be kat artacağına şüphe duymadığımız sonraki bölümleri kaçırmamak üzere her Pazar saat 20.00’da KanalD ekranında buluşmak üzere, iyi seyirler!
Bu içerik http://www.sinematopya.com/ tarafından hazırlanmıştır.
Bir boomads advertorial içeriğidir.




 

Görgüsüz İmam...

Binlerce zırhlı aracı, helikopterleri, süper uçakları (7 adet), bin odalı kaçak saray’ı, beş bin koruması olunca insan soramadan edemiyor…
İsrail ile ticaret yapan gemicik filosu var da...
Bunun neden denizaltısı yok?..
Bir tek ‘’özel denizaltısı‘’ eksik çünkü!..
Genelkurmay Başkanı bile ‘’Özel...‘’



Havada var, karada var, denizde var…
Denizin altında olmasın mı?..

*

Nasıl olsa BALYOZ kumpasından sonra Deniz Kuvvetleri’nin sadece adı kaldı… Yunanlı Eğe’de kaç adamızı işgal etti, sayısını unuttuk!? İsrail, Doğu Akdeniz’de kendisini engelleyecek bir Türk Deniz gücü ile karşılaşmadığı için babasının malı gibi doğal gaz ve petrol arıyor…


Boğazlar derseniz; büyük patron ABD'nin savaş gemileri Karadeniz’e açılıyor… Bildiğiniz koridor oldu… Bizim fırkateynler emperyalizmin hizmetinde Somali’de Aden Korsanlarını kovalıyor!..


Bodrum'da mayonu giyip denizde biraz açılsan, Yunan botları tepene binecek neredeyse... 

*

Deniz Kuvvetleri komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu kıyak adamdır…
Kumpas mağduru denizcilere davranışlarından biliriz zat-ı hallerini…
Bir iki denizaltıyı görgüsüz İmam’a tahsis etse!..

*

Misal:
İçi dolar dolu ayakkabı kutuları için; torpido tüpleri…
Para sayma makineleri için; astsubay kamaraları…
Türbanlı First Lady'nin pırlantaları, yakutları, zümrütleri, ceviz büyüklüğünde elmasları için; telsiz dairesi…
Tekbir çekmek istese; denizaltının kulesi tek merdiven!..
Periskobun ucuna da astın mı ampullü bayrağı…
Değmesinler keyfine…

*

Şaka yapmıyorum:
Dünyanın en pahalı sarayı-uçağı kadar konforlu olmasa da, yakışır görgüsüz İmam’a…
Bakarsınız bir gün pılını pırtısını toplamak zorunda kalır...
İsviçre’de deniz yok ama; Arjantin’e tüymek için uygundur denizaltısı…



Çalıp çırpmaya doymuyorsa, denizaltıyı götürmüş çok mu?..
Havada, karada, denizde fiyakası eksik kalmasın…
Mazluma yatmasın... 

Cem Akkılıç
9 Kasım 2014


Niyazi…


İkincisinde tezkere geçince…

Bilal oğlanın savaşa gitmeyeceğini bile bile haykırdılar sosyal medyadan:

‘’Bilal oğlan savaşa…’’

Beyaz kefenler giyip, senin için ölürüz diyen yalakalarda dahil edildi…

Atatürk’ün çocukları içlerine sindiremediler çünkü TSK’ya tezkere verilmesine…
  
*
  
Eskidir bu tezkere hikâyesi…

Birincisinde geçiremeyince:

NATO’ya karşı çıkan, tezkereye ‘’izin vermeyen’’ askerlerin başlarına çuval geçirip darbeci diye zindanlara kapattıktan sonra, Paşa Necdet’i genel kurmay başkanı, İmam’ı da ‘’Başkomutan’’ seçtiler…

*

Mesela imam Başkomutan tezkeresine bakıp:

Bayrak...


Heybeliada’daki evin penceresi İstanbul’un en büyük ikinci Türk bayrağının dalgalandığı tepeyi görürdü…

Eğer hava fırtınalı ise, bayrak coşar, trampeti andıran sesler çıkartırdı…

Akşam üstleri pencerenin kenarına oturur, rüzgardan dolayı pata pata sesler çıkartıp dalgalanan dev bayrağı izler, çoğunlukla ulusal marşlar eşliğinde izlemeye doyamazdım…

Bir sevdalının, aşkına şarkı söylemesi gibiydi bayrağın sesi…

Yaşlı Niça teyze sokaktan geçerken beni pencerede görürse, mutlaka önce dev bayrağa bakar, Rum şivesiyle ne güzel dalgalanıyor deyip selamını eksik etmezdi…

Fırtınalı bir gün de; bayrağın sesini taramalı tüfek sesine benzetip, adayı teröristler bastı sanarak

O bakışlar…


Türk ordusu ne çektiyse içinde barındırdığı hainlerden çekti...
Koca ordu ne yazık ki Atatürk’ün emirlerini yerine getiremedi…
Düşman elbette düşmanlığını yapacaktı… 
Hainlerin karşısında subaylar korktu, pıstı…
 
Aman bana bir şey olmasın, rütbemden, rahatımdan, yaz kampımdan, emekliliğimden, ıvırımdan zıvırımdan mahrum kalmayım anlayışı geldi…
 
Çok açık ve net yazıyorum; Başkomutanı İmam olan Türk Ordusu’nda artık namaz kılmayan kurmaylar

Yaz kızım…


Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Türkiye’nin başına gelenleri özetleyen bir karikatürü görünce, yazının başlığını; yaz kızım koymaya karar verdim…
Yazılmıştı gerçi…
Adalet’in katledildiğini çok defa görüp yaşayanlardan birisi olduğumdan, ‘’yaz kızım’’ hoşuma gitti.
Nasıl gitmesin ki?..

*
Misal;
Başkomutan seçiminde…
İmam mı olsun, hoca efendi mi diye sordular?..
Nasip bu ya…

Sarışın kadınlar…


İmam ile Hoca’nın arasına kara kedilerin henüz girmediği yıllardı…
Tam o sıralarda; ‘’BALYOZ kadınlarının hepsi sarışın, kim kimin eşi karıştırıyorduk. Eşlerinin resmi basılı olan t-şhirt giymişler, işimiz kolaylaştı’’ diye twitt atıp, alay ediyordu Fethullah yanlısı Türbanlının biri… 

Küstahça subay eşleri ile makara geçiyordu aklınca…
Horon tepenleri bile vardı zevkten, unutamam!.. 
*
Sessiz çığlığın kahraman kadınlarıydı oysa o sarışın kadınlar…