Cem Akkılıç

Biz cumhuriyeti sokakta bulmadık ki; "buyurun gelin yıkın diyelim!.. " Cem Akkılıç Ne mutlu Türk'üm diyene!

Kilise'nin mumları...


Kaptan-ı derya Ersoy Şakar ultra lüks döşenmiş ofiste namazını eda etmiş, huşu içinde tespihini çekiyordu… Namazını niyazını kaçırmayan hacı armatör Yarabbi şükür çekip sakalını sıvazladıktan sonra; bilir misin Ersoy, eskiden “yazane” derlerdi buraya… Şimdi  adı ofis oldu dedi…

Ersoy kafasındaki oyalı namaz takkesini düzeltip; “gâvurlardan öğreniyorlar bu lafları hacı amca” diye hafifçe sırıtarak karşılık verdi…

*

İtalya‘nın Sicilya’daki Augusta Limanı’nda beş aydır borç yüzünden alıkonulmuş Türk gemisindeki personel insanlıktan çıkmış, perişan halde yaşamaya çalışıyordu… Namazını niyazını kaçırmayan gemi sahibi hacı armatör “hokus pokus” yapıp şirketinin ismini değiştirmiş, yeni şirketiyle yeni gemilerini yüzdürüyordu… Yazane‘den ofise geçilmişti ama ofis aynı ofisti değişen sadece “tabelası” olmuştu… Hacı işini biliyordu yani…

Agusta Limanı’nda hapis hayatı süren gemicilerin iskeleye bile inmeleri yasaktı…

Sadece kaptan-ı derya Ersoy haftada bir kez olmak şartıyla polis nezaretinde gemiden ayrılıyor, Stella Maris Katolik Kilisesi'ne gidiyordu… Âyine katılıp, istavroz çıkartmak için değildi tabi…

Gemide yiyecek ve su olmadığı gibi mazotta yoktu... Mazot olmayınca elektrik olmaz, ampûller yanmaz, mutfak fırınları çalışmazdı... Zaten kumanya olmadığı için fırınlar artık sadece birer mutfak süsüydüler…

Kaptan-ı Derya Ersoy kilise dönüşü, elinde üç “gizemli kutuyla” döndü gemisine…

Gemicilerden biri, Ersoy‘a elindeki kutuların içinde ne olduğunu sordu?.. Adam diğerleri gibi aç ve bitik durumdaydı… Banyo bile yapamıyorlardı…

Beş aydır baş Rahib’in çabasıyla Katolik Kilise’nin pazar ayinlerinde toplanan bağışlar düzenli ve sektirmeden gemiye kumanya olarak gönderilmişti… Durumu öğrenen Hristiyanlar her âyin sonrası bağışta bulunmaya başlamışlardı…

Türk konsolosluğu ise “kurallar” gereği yurt dışında mahsur kalan vatandaşlara üçün birini bile vermemişti…

Tüm inisiyatifini kaybetmiş, personelden farkı kalmayan Ersoy kutuların içinde mum olduğunu söylediğinde çileden çıkan gemici, “kıçımıza mı sokacağız lan o kilise mumlarını” diye avazı çıktığı kadar bağırıp kutuları tekmelemeye başladı…

Çok değil sadece bir kaç ay önce; “Osmanlı torunuyuz“, “Barbaros’un denizcileriyiz heyt lan” diye şişinen bu insanlar birbirlerini yiyorlardı şimdi…

*

Arbededen bi şekilde kurtulan Kaptan-ı derya Ersoy kamarasına kilitledi kendisini… Peşinden gelip kapısını tekmeleyen gemicileri umursamıyordu artık... Hacı armatör, bırakın gemiye kumanya parası yollamayı, o gemi benim şirketime ait değil diyordu…

Kilise’nin ziyaretçi bölümünde şarj ettiği cep telefonuyla, Liman’dan çektiği wi–fi ağı sayesinde internete girebildi kaptan-ı derya Ersoy Şakar

Haberlerde; “İtalya’da Türk gemicilerin dramı” manşetleri atılmıştı… Feysbuk mesajlarında, "oğlum sağ mısın?.. ses ver..." diye soruyordu gözü yaşlı anası…

*

Akşam olmuş, hava kararmıştı… Mum yakıp karanlık koridorda tuvalete giden bir gemici, alabandaları tekmeleyip hacı armatöre o biçim saydırıyordu…

*.

Ampûl sönmüş, Kilise’nin mumlarına muhtaç kalmışlardı kısacası!..

CEM AKKILIÇ
6 Aralık 2017


B*k gibi bira içerdi. Hacı armatör gel gemimde çalış dedi. Namaza başladı. Hacı banka kredilerini ödemedi. İtalya'da haciz edildi gemi. Namazcı Ersoy Şakar kiliseye sığındı. 😆



1 yorum:

Adsız dedi ki...

Böyle tipleri denizcilik camiasından kovnak gerek. O kadar çok Ersoy Şakar var ki...

Top Ad unit 728 × 90

Mehmetcik Vakfı